Bolu Havadis

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Flash Haber
Kategori :
Haberin Tarihi :   22 Ekim 2018 - 23:04

ÇİFTÇİNİN HAYALLERİ

Büyüt
Küçült
ÇİFTÇİNİN

Bir kaç gün önce biraderlerle sohbet ederken, yine eski günlere gittik.

Üniversite yıllarına kadar köy merkezli yaşamıştık. Köyde yukarıda konakta Ağam (Karabey); aşağıda bir oda bir mabeynden mürekkep birbirine bitişik üç ayrı evde ise Ali Rıza amcam, Rahmetli Hatça Anam ve biz otururduk.

 

Köyde insanın geliri olması için ya çokça hayvan olmalı, o yoksa biraz fazlaca tarla ekmek gerekir. Sulu tarım olmadığı için de verim ziyadesiyle düşük olurdu. Tarlalarda nadas yeni bırakılmış, bir yıl tahıl ekilmişse, sonraki yıl ise nohut mercimek gibi ürünler ekilirdi. O sıralar tahılda makineli tarım başlamıştı, lakin nohut mercimek eski usullerle ekilip biçilirdi.

 

Babam rahmetli köyde neyin nasıl yapılacağı ile pek ilgilenmez, canlı hayvan alır ben bir yaz boyu güder güzün de Ceyhan'a kurban için götürür, orada satar geçimimizi temine çalışırdık. Gündüzleri de tarlada çalışırdık.

 

Annem dirayet gösterip o yıl nohut ektirmişti. Verim iyi olursa kandile biraz yağ damlar diye umut eder dururdu garibim. Çocukların en büyüğü en fazla 10 yaşında idi. Nohut sararıp da yolma zamanı yaklaşınca bir telaş alırdı. Zira nasıl hasat yapılacak, çok kuruyup da yolma işlemi sırasında dökülmesini engellemek için zamanlama çok önemliydi.

 

Dekar başına bir şinik nohut ekerdik, adamı olan yaza doğru otunu aldırırdı, adamı olmayan ise onu da yapamazdı. Biz de sanırım otunu filan aldıramamıştık. Gübre attırıp attırmadığımızı hatırlamıyorum bile. Tarlayı sür, bideri ek, Allah ne verirse.

 

İklimin iyi gitmesi için dua eder, hasadı beklerdik. Babam çoğunlukla yanımızda olmaz, işin ağırı hep anacığımda kalırdı. Aile boyu nohut biçmeye (yolmaya) giderdik. Uzun boylu olmak büyük bir zulümdü. Nohudu elle yolarken belim kırılırdı adeta. Ellerimizde eldiven nerede, çorap bulsak ne ala ne güzel, kimisi naylon sarar nohut yolmak için sıralanırdık. Büyükler çocuklardan tabiatıyla daha hızlı yolardı, onlar da katkı versin de çocukları gaza getirir dururduk.

 

Akşamları annem çocukların ellerini ayaklarını yıkar teker teker yatırırdı. Bu sırada hayaller durur mu gelir çatardı!

 

Annem çocuklara sorardı, dekar başına bir şinik ektik, toplam sekiz dekar, Allah izin verirse bire on verirse kaç şinik nohut alırız? Çocuklar cevap verirdi seksen şinik. Annemin yüzü aydınlanırdı. Şiniğinin kaç lira olduğunu düşünür bir yaramıza em olacağı hesabıyla yüzü aydınlanırdı. Aslında annemin matematiği çok iyiydi, bu kolay hesabı ziyadesiyle yapardı. Ancak çocuklara hesabı yaptırarak adeta onları da hayallerine ortak etmek isterdi sanırım. (Bilmeyenler için şinik o zamanlar ürünlerin ölçüsünde kullandığımız bir hacim ölçüsü idi, bir şinik buğday ortalama 8 kilo gelirdi diye hatırlıyorum.)

 

Anamın bu hesapları nohutun hasadına kadar devam eder, her gün akşam benzer konuşmalar olurdu. Bir iki gün sonra eller artık kuruyan nohuttan dolayı yara bere içinde kalırdı.

 

Biçim bittikten sonra traktörle harmana getirirdik. Artık düven ile sürme işi başlardı. Onun da kolayını bulmuştuk, eskiden at ve öküzle düven sürerken şimdi traktörün arkasına düven takar, üzerine de bayağı bir ağırlık koyardık, kısa sürede savrulacak seviyeye gelirdi. Daha sonraları nohut patosları da çıktı. Ancak biz rençberliği bıraktık

 

Düven sonrası bir de savurma faslı gelirdi, uygun yel bulursak bir iki günde savurur, nohudu samanından ayırırdık. Çıkan ürünü çuval yahut bulursak harallara koyar tüccar beklerdik. Tüccar gelir öldü fiyatına onca emeği ve verdiği fiyatla da anacağımın hayallerini alır giderdi. Parasını da ancak kendi gönüllerinin olduğu zaman verirlerdi.

 

Tarlalarımız verimsiz, biz tarım konusunda pek bir bilgisizdik, bire on hayali kurardık ama hiç bir zaman bu hayalimiz gerçek olmadı. O yıl yanlış hatırlamıyorsam bire dört ya da beş civarında vermişti. Yaptığımız masraf belki çıkmıştı lakin verdiğimiz emeğin yanımıza kar kaldığını hatırlıyorum. Memleket çiftçilikten emeğinin karşılığını alamadığından vazgeçti. Şimdi köyümüzde sulu tarım da yapılıyor, ancak genç nüfus kalmadığı için tarlaların kahir ekseriyeti maalesef boş...

 

Anamın hayallerini hatırladıkça yüzümde bir gülümseme belirir. Altı üstü sekiz dekar tarlanın nohudunun çıkacak ürünü idi. Ama bire on verse onunla neler yapılmazdı ki, yeni önlükler, çocukların defteri kitabı, eve yiyecek, vs...

 

Geçenlerde Prof. Dr İlhan Başgöz'ün hayatını anlattığı "Gemerek Nire, Bloomington Nire" kitabında olduğu gibi, o günleri düşününce ne kadar uzak geliyor. Sanki bin yıl yaşadık gibi...

Baki selam...



Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
Etiketler :
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
DİĞER HABERLER

Son Yorumlar
Refik Carli
Bunun böyle olacağını ilk günden beri söylüyorum. Cunku Özcan bolu chp yi kendi
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Bolu Havadis | http://www.boluhavadis.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2017 - 2018