Bolu Havadis

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Flash Haber
Kategori :
Haberin Tarihi :   09 Ocak 2019 - 11:59

EMEK YOK SAYILINCA

Büyüt
Küçült
EMEK YOK

İş,

…ve emek…

 

Bazı kavramları konuşmak kolaydır. Nihayet dilin kemiği olmadığı gibi, kavramları sahiplenen bir mahkemede yoktur. Yani yanlış konuşanı anında yargılamak ve doğrusunu söyletmek şu halin içinde mümkün görülmemektedir.

 

Okuma hayatı ilkokulla sınırlı kalan adam, yaşlandıkça geçen günlerine yanmaktadır. Sürekli olarak okuyamadığının ezikliğini yaşadı. Emsallerini gördükçe üzüntüleri daha çok artmaya başladı. Babasının yakasına yapışan fakirlik zilleti, kendisini de yoruyordu. Askerlik için söylenen ‘Vatan borcu, namus borcudur’ sözünü zihnine yerleştirmiş, namus borcunu, ibadet şuuru içinde yapmıştı. Askerliği sisteme bağlayanlara içinden dualarda ediyordu. Zira, askerlik sayesinde yeni şehirler, yeni coğrafyalar görmüştü. Asker ocağını Peygamber ocağı bilmiş, sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmişti. Görevine bağlılığı, sorumluluk duygusu yüksekti. Her şehirden arkadaşları vardı; değişik huy, alışkanlık ve karakterler bu ocakta ‘bir’ olmuştu.  Askerlik bitmiş, köyüne dönmüştü. Birkaç ay sonra şehire gitmeye karar verdi. Her Anadolu çocuğu gibi hedefinde İstanbul vardı.

 

İlk işi inşaatlarda çalışmak oldu. Bütün gücüyle çalışıyor, ekmeğini gazete üzerinde şantiyede yiyordu. ‘Ne kadar para kazanabilirim, ne kadarını babama gönderirim’ diye hayal kuruyordu.  Beklediği gün gelmiş, ücretleri dağıtılmaya başlamıştı. Kimse memnun değildi. Görevliden zarfını alan hızlıca kenara çıkıp sayıyor, arkasından da, ‘Ne zaman tam alacağız’ diye kızarak bağırıyorlardı. Sıra kendisine gelmişti. Zarfı alarak kenar bir yerde saydı. Hak ettiğinin yarısı kadardı.  Hiçbir şey diyemedi. Kargaşa artmıştı. Bu arada ortalıkta da hareket başlamıştı. Biri ‘Patron geliyor’  dedi. Evet gelmişti. Siyah arabasından önce ayağı, sonra başı, en sonra da şişman gövdesi çıktı. Sarkan göbeğinden yukarı pantolonunu çekerek uzaklaştı. Az sonra sandalyeye çıkan biri; “Bu ay yarısı ödendi, idare edin!...”  Uzaklaşmıştı. Hayatı hep idare etmekle geçmişti. Çok sağlam çalışmış ama parasını sağlamca alamamıştı.  On beş günlük ekmek parası olarak hesapladığı otuz lirayı kendine ayırdı. Kalan kısmı babasına gönderdi.  Şükür ederek çalışmaya devam etti. Her seferinde istediğini alamadı. Bir avuç toprağı olmasa da, vatanı için ölümü göze alacak kadar gözü karaydı. Askerliğini yaparken, vatan toprağını ana kucağı gibi görmüştü. Ama kendi vatanında sürekli aldatılan durumunda kalmıştı. Bir ara ustabaşına,” Usta ne zaman tam alacağız?” dedi. Sözü bitmeden zılgıtı yemişti; ”Yürü ulan!... Bu kadarını bulduğuna şükret…” Uzun zaman çalıştı ama hiçbir zaman ücretini tam alamadı.  Başka işler buldu. Gündelikli işlerle uğraştı ama olmadı. İki yılı yüksek binaların şantiyeleri arasında geçmişti. Mutsuzdu.

 

O’nu mutsuz edecek çok şey vardı; parasızlık, emeğe saygısızlık, haksızlık, egoizmin beslediği hırs ve aç gözlülük… “Mülk Allah’ın” diyenlerin, kat üstüne kat dikerek, yukarı yukarı çıktıkları…İnancın sermaye yapıldığı, kul hakkının sadece sözlerde kaldığı, adalet kavramının içinin boşaltıldığı, tehdit ve kabadayılık ile hak elde etmenin revaçta olduğu, artık olmayan dostluklardan ve arkadaşlıklardan sahte tebessümler beklemek, ahmaklığın altın derecesiydi.  Siyah beyaz renklerin adını, sanını söylemek kolaydı; Renkler bile çok karışık olmaya ve renklenen hayatımız, fuluğ bir hal almaya başladı. Seçmek zor, seçilmek zor… Her şey yalan ekseni etrafında dönmekte, dip dalgası gibi derin ve kindar bakışlar insanı tepki vermeye zorlamaktadır.  Yapaylığı yüzlerce metre uzaktan seçilebilen gülüşler bile öğrenilmiş bir davranış olarak karşımıza çıkmaktadır…

İş peşinde koşanlar, aşımız ocağımızda kaynasın diyenler ve emek harcayanlar; Para ve iktidar hırsıyla yoğrulmuş karakterleriyle dünyayı birbirlerine zindan eden, bu dünyaya sığmayanlar karşısında şansınız yok… Siz yine inşaat şantiyelerini gezmeye, gurbet gurbet dolaşmaya, kuru soğan ve yavan ekmeğe talim etmeye devam edeceksiniz. En hüzün veren tablo ise, kıraçlaşan tarlalarımızı sulayıp yeşertmek elimizde değil. Ecdat kan vererek toprağı vatanlaştırdı; sizin bir avuç toprağınız bile yokken, olanlarda ecnebiye satılmışken, toprak uğruna ölümü göze alıyorsunuz. Çünkü siz, amaçsız idealsiz dünya vatandaşı olamadınız. Çok şükür, hala mensubiyet şuuru içindesiniz. Onun için mesulsünüz. Bu sizin kaderiniz. Ama sevinecek bir şey var; öteki tarafa zenginle fakir aynı kefenle gidecek. İşte orada eşitsiniz.

 

 



Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
Etiketler :
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
DİĞER HABERLER

Son Yorumlar
İlhami ALTAŞ
Bu kutlu onurlu ve şeref dolu görevinde Yüce RABBİM yâr ve yardımcınız olsun
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Bolu Havadis | http://www.boluhavadis.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2018 - 2019