Bolu Havadis

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Flash Haber
Yazının Tarihi :   19 Mart 2017 - 20:09:24

ZEKÂ-YETENEK ve BİZ

Büyüt
Küçült
ZEKÂ-YETENEK ve

Fehimdar ÇİFTÇİ

"İlme göstermezse en ufak çaba,

Böylesi odunu yakar mı soba?

Cüssesi yaramaz, kabadır kaba,

Sabun olamazsa şem olabilir" Mikdat BAL

 

Düşünmek için zengin içeriklere sahip kavramlar, bu kavramların anlam bulduğu çoklu ortamlar gerekiyor. Elbette kavramak için ise irade kaçınılmaz görünmektedir. İrade, düşünce dünyamızın çetin konularından biri olmuştur.  İradenin özgürlüğünden varlığına, varlığından yokluğuna kadar uzun tartışmalar yapılmış ve bu çıkışlar karşısında insanoğlu çatallı yol ağzında şaşırıp kalmıştır. Bazıları bilginin gücünü anlamış 1440 dakikalık günlük zaman kumbarasında biriktirmiş, zamanı gelince de kumbaranın kapağını açmaya başlamıştır. Bu başlangıç vizyonla, yüksek hedeflerle süslenmemişse, kumbaranın içindekilerin hiçbir anlamı ve önemi olmayacaktır. Boş hamallık yapmamak için  kumbarada biriken bilgileri hayatımıza uygulamak anlamlı olacaktır. Bu hususta aile kadar okulun da bu konuda çok büyük sorumlulukları vardır. Bir problemle karşılaştığımızda, çözüm üretme becerimiz tamamen vizyon yani olaylara bakış açılarımızla ilişkilidir. Hayatın içerisinde öğrendiklerimizi uygulamayabilme ve yeni yaklaşımlar üretme becerilerini kazandırır bize. Farklı bakış açıları üretemeyen insanların, hayatı başarma konusunda çok şanslı olduğunu inanmıyorum.

 

Düşünmek zor bir beceridir ve zihnin üst becerisi olarak kendini göstermektedir. İnsanın düşünebilmesi için bildiklerine, bildiklerinden başlamak üzere bilmediklerine doğru bir seyir izlemektedir. Ancak insan bilmedikleriyle düşünememektedir. O halde bildiklerinin sayısını artırmak tefekkür dünyamıza çok şey katacaktır. İrade, insanın yapabileceği bilinçli tercihleri ifade eder. İnsanoğlu bu tercihleri yapabilecek donanımla yaratılmış, bu davranışlarından sorumlu tutulmuştur. Bu sosyal sorumluluktan başlamak üzere, hayatın tüm evrelerine yayılmıştır. Sosyal hayat bir bütünü teşkil eder. Sosyal, ekonomik, politik ve kültürel hayat iç içe ve eş zamanlı gitmektedir. İnsan, Sosyal, ekonomik, politik ve kültürel hayatın en stratejik değeri ve unsurudur.  Bu değerli varlık üzerinde yapılan mühendislik çalışmaları gözardı edilemez. Psikolojik savaş yoluyla köleleştirme çalışmaları yapılarak yeni algı oluşturma, her zamankinden daha fazla başvurulan bir yöntem olmuştur. Sosyal psikoloji ile uğraşanlar, gurup dinamiği içinde olmak açısından bilimsel ve kişisel şebekeler oluşturdular. Bu yolla yapılan telkin ve uyarılar ise doğrudan alıcısı olan kitlelere daha kolay yoldan ve hızlı bir şekilde ulaşmaya başladı.  Sürekli tekrar ve telkinle insanların iradesi ipotek altına alındı. Düşünme ve sorgulama kavramları okulların dersliklerinde basit bir söz olarak kaldı. Her ne kadar söylemi kulağa hoş gelse de, sosyal medya iki kavramı da etkisiz hale getirmiş bulunmaktadır.

 

Tarih şuuruna, gelenek ve olgulara karşı duyarlılıkları değiştirmenin etkili yöntemi sosyal medya araçlarını amaca uygun kullanmaktır. Sosyal medyanın cazip ve çekici yönü dikkate alınırsa, bir tür bağımlılık yarattığını söylemek mümkündür. Bu bağımlılık, çoğu insan tarafından ‘teknolojiyle barışık olmak şeklinde yorumlansa da sanal kahramanlar ile gerçek hayatın kahramanları arasında uçurumlar yarattığı inkâr edilemeyen bir durumdur. Bu durum,egemen gücün istediği bilgiyi hedefine ulaştırmış, sorgulama imkânı ortadan kalkmıştır. Bilgi kirliliğini beraberinde getiren bu durum, yanlış algı oluşturmada etkili bir araç olarak kullanılmaktadır.

        

Görmeden bakmak, seslenmeden konuşmak, dokunmadan hissetmek, sevmek yada nefret etmek gibi birçok iş bir arada olmaktadır. Fazla bir emek gerektirdiği söylenemez. Farklı olmak, farklı gösterilmek, farklı statü sahibi olarak yeni bir rol içinde olmak kolay görülmektedir. İnsanın kendini ifade etmesi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı dil ile ifade edenlerin yerini parmaklarla ifade etmek almıştır.  Sınırsız özgürlüğün getirdiği kontrolsüzlük, sanal ortama bağımlı olanlarla, gerçek hayatta yol alanlar arasında çatışmalar yaratmaktadır.  Hal ile hayal çatışma içinde, inişi çıkışı fazla, çalkantısı çok, etkisi ise tıpkı madde bağımlısı olanlar kadar fazladır.Sosyal ağları olarak bilinen Facebook, My spaceLinkedln, Hi5,Xing  ve bilgi paylaşım ağları: Wikipedia, İntelipedia,v.b.. araçların farklı algılar yarattığı da bir gerçektir. Hangi uyaranın, kime nasıl tesir edeceği bilinmediği için algıyı dışardan gelen uyaranlarla gerçekleşen bir durum olarak değerlendirmekte doğru görülmemektedir. Mevcut olan ön birikimlerle,  bütünün parçası olarak karşımıza çıkabilir. Semboller, logolar sürekli bilinç altını meşgul eden mesajlarla doludur. Şu anda ki konuşma ve yazı dilinde farklı şekilde ifade edilse bile, psikoloji ile yakından ilgili olanların bu duruma yabancı olmadıkları bilinen bir gerçektir. Subliminal mesajların, yapılması planlanan çalışmalara göre hazırlanması ustaca bir yaklaşımdır. Genç kuşaklara yönelik olarak; değerlerin değersizleştirilmesi, çıplak kadın resimleri, bağımlılık yaratan maddelerin tanıtılması filim kareleri içine gömülmüş (25.kare) mesajların hedeflediği şey, bilinç altına yerleştirmeyi hedeflemiş davranışlardır.

                    

Çok karışık, karmaşık sorunlar yumağıyla karşı karşıya olduğumuzun düşünülmesi zaruret halini almıştır. Çocuklarımız büyük sorunların içinde kalacaktır. Bilimsel ve teknik anlamda yeterli donanıma sahip olmaları gerekir.  Gerçekten düşünmeye ve sorgulamaya ihtiyaç vardır. Çocuklarımız 21.yüz yılın sorunlarıyla karşı karşıyadır. 21. yy. sorunları devasa boyutta olup, insanlığın kendi kıyametini, kendisinin hazırlayıcı bir istikamette yol almaktadır. Yani bizim karşımızda aşılmaz bir dağ gibi duran büyük sorunlar, ucundan kulağından kendisini göstermeye başlamıştır. Bu problemlere göre dünyamız hızla değişiyor,ve dönüşüyor.  Bu değişimi her toplulukta duymak mümkündür. Toplum değişiyor, değerler değişiyor ve eğitimde paradigmalar değişiyor. Dünün gerçeği, bugün yeni bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Bu paradigmalara her gün yenisi ekleniyor. Paradigmayı; bilim topluluğu tarafından yapılmış, felsefi temeli olan, sosyal ve ekonomik sebepler bakımından karşılığı olan bir olgu olarak görebiliriz. Sağlam temelli gerçeklere dayanan, bu yüzden yayılım ve yaklaşım bakımından taraftarı olan, onun içinde algılarımızı değiştirebilen bir durum olarak görülebilir. Takdir edilmeli ki, eşyanın ölçülmesi kolaydır. Ama insanın algılarının ölçülmesi o kadar kolay değildir. Bu sebepten olacak, toplumun büyük çoğunluğu, dünyada ki değişimin nerelere kadar uzanacağını, neleri etkileyeceğini, hangi durumların nostaljik bir duygu olarak kalacağını hesap edememektedir. Eğitim uygulamalarına yönelik paradigmalarda, yetişen bu kuşakların 21.yy da ki sorunları aşmada nasıl bir algılamayla karşı karşıya kalacağı ve nasıl bir tutum içine girecekleri düşünülmesi gereken bir durumdur.

               

2000’li yıllarda doğanlar, 2065 yılında emekli olacaklar. Bu kuşakların çözmesi gereken sorunların başında şunlar gelmektedir. Küresel işbirliğinden doğan sermayenin, milli sermayeyi boğacağı, dünyada açlık ve kuraklığın önüne geçilemeyeceği, başta Türkiye olmak üzere sınır aşan sularla ilgili savaşların çıkacağı ve bu savaşlarda birçok insanın kitleler halinde öleceği, özel eğitimin çok daha özelleşeceği ve isteyenlerin çocuklarına temel eğitimi kendisinin vereceği, okullarda sosyo kültürel ve sosyo ekonomiye bağlı bölünmelerin yaşanacağı, uydu kentler aracılığı ile şehirlerin etrafında bölünmüş cettoların oluşacağı, bu cettoların okulları, ibadet yerleri, sosyal yaşantıları kendi kuralları içinde yeni baskı gurupları oluşturacağı, ekonomik ve sosyal kaygılardan dolayı doğum oranlarının git gide azalacağı ve genç nüfus sorunlarının yaşanacağı, Medya okur yazarlığının, medya bağımlılığına dönüşeceği, Ayrıca birçok okulun boş kalacağı, birlikte yaşama, dayanışma, yardımlaşma ve işbirliği yapma düşüncelerinin git gide yok olacağı, para firavunlarının, insan değerini bilmez tutum ve davranışları yüzünden iç düşmanlıkların artacağı, insanların zihinsel olarak artan bir sayısallaşmaya karşılık, sözel alanda daralmalar yaşanacağı, bu yüzden sosyal problemlere çözüm bulmanın güç olacağı, uçan arabalar ve "Geleceğe Dönüş" filminde izlediğimiz  gibi havada yürüyen kaykaylar vb… Anlatmaya çalıştığımız, bazı insanların günü kurtarma düşüncelerinden sıyrılarak, toplumsal sorumluluklarının da olduğunu hatırlatmak.  Ayrıca Öğrenmenin algılamalarla birebir alakalı  olmasından dolayı, öğrenme sonuçlarının da kişiden kişiye farklı olacağının kaçınılmaz olduğudur. Bazı durumların, sadece hayal kuralım, eleştirel düşünelim komutlarıyla hayata geçemeyeceği, akılcılığın da göz ardı edilemeyeceğinin anlaşılması gerekir. Çağı okuma ve adlandırmada en azından anlamlarda birliktelik sağlanması gelecekteki kaygılarımızı azaltacaktır. Bulunduğumuz yüzyılın sorunlarından biri olan bilgilerin sürekli değişip gelişmesi, bilginin muhtevası ve bunların ne kadarının eğitim sisteminde, hedef alınan kitleye verilmesi gerektiği konusu da tartışılması gereken hususlardır. Bu karışık durumdan ülkelerini kurtaracak olanlar, kalabalık yığınlar değil, gerçek anlamda soran, araştıran, sorgulayan ve düşünen elitlerdir. Bilinçli teknoloji kullanan, amaca göre yol alan, düşünmeyi ihmal etmeyen insanlara ihtiyaç bulunmaktadır.

           

Nitelikli bir eğitimle başarılmayacak hiçbir zorluk yoktur. Nitelikli ile daha az nitelik sahibi öğrencinin aynı ortamlarda yığın eğitimine tabi tutulması, yetenekleri yüksek öğrencilerde entropiye (güç kaybı) sebep olmakta, bu öğrenciler zamanla eğitime küsmektedir. Tek ve anlamlı hedef, akademik başarı ölçümü olarak kabul edilmekte, yetenek ölçümü ise ötelenmektedir.Zekayı parçalara bölmüşüz, çok çeşitli olan yetenek ve beceriyle karıştırmışız. Zeka ve yetenek karanlıkta parlayan yıldız gibidir. Eğitimde her ikisinin de büyük önemi vardır.Türkiye düşünen, düşünce üreten insanları yetiştirmek, kendi elitini milli heyecanla donatarak yarınlara hazırlamak zorundadır. Bu ezber ve yığın eğitimi ile değil, ağ tabanlı proje çalışmaları ile mümkündür. Şu soruyu herkes kendine sormalıdır. Türkiye niçin matematik mezarlığıdır? Matematikçiler gayet iyi bilir ki, problem çözmede basamaklar vardır; Bunlar anlama, planlama, uygulama ve kontrol olarak tespit edilir. Çocuk problemi anlarsa, planlama, uygulama ve kontrol basamaklarında yol alabilecek. Burada öne çıkan durum anlamadır. Problemi anlayıp kavranmadan, planlama ve uygulama aşamasına sıçramak sık görülen bir durumdur. Böyle bir süreçten geçen insan, yüksek bir donanıma sahip olacak, zihnin üst becerisi olan düşünmeyi gerçekleştirecektir.

           

Dışımda ki dünya ve içimde ki ben... Dışımızdaki dünya bizlere yabancılıklarla dolu filimler göstermekte, iç dünya ile karşılaşmakta; ruhumda kopan fırtınalarla, içimdeki dünya ile çatışmalar yaşamaktadır. Bundan kurtulmanın yolu, değerli ve değersiz olana karar verme becerisini kişinin kendisi göstermeli ve bu çatışmalardan kurtulmalıdır.

 

Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR




Son Yorumlar
Muharrem yaşlı
Evet Muhammed bey kardeşimiz çağ atlattı Bolu ya çok çalışkan ve sabırlı bir
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Bolu Havadis | http://www.boluhavadis.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2016 - 2017