Bolu Havadis

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Flash Haber
Kategori : GÜNCEL
Haberin Tarihi :   06 Ocak 2020 - 18:21

BİR UZUN YÜRÜYÜŞ

Büyüt
Küçült
BİR UZUN

 

- Katırların orada inecek var kaptan!

Bu ses ile beraber tıka basa dolu olan minibüs kayarak durdu. Öndekiler kafasını çevirip sesin sahibine baktılar. Sesin sahibi biraz mahcup, birazda sevimli, başını hafifçe öne eğerek herkese selam verdi.

Şoför;

- Ser sere beyim, hangi köye gidiyorsunuz? Diye sordu.

- Kara Celo’ya, oradan da yürüyerek Ortayayla’ya inşallah.

Şoför biraz endişeli biraz şaşkın bir şekilde:

- Allah selamet versin beyim bu havada gitmesen iyi olur. Artık kurtlar yollara inmeye başladılar, yollar tehlikeli olur bu zamanlarda.

Necmettin kendinden emin;

-  “Geleceğim” dedim beklerler.

Minibüsten indikten sonra sırt çantasından vidalı çubukları çıkarttı birbirine ekledi. “Hadi bakalım yaren,  Bismillah” diyerek yola koyuldu. Sopasına bu ismi vermişti. Bu kadar zamandır hafta sonları yollarda ona eşlik eden arkadaşıydı o. Fırtına karla beraber hızını daha da artırmaya başladı. Bir eliyle yarenini tutuyor bir eliyle ağır sırt çantasını dengelemeye çalışıyordu. Hava gittikçe bozuyor, bahardaki sel yataklarını, çırılçıplak vadi yamaçlarını karla dolduruyordu. Adımlarını hızlandırdı, rüzgâr olanca hızıyla buz gibi esiyor gözlerini, kirpiklerini zor açıyordu. Yer beyaz gök beyazdı şimdi. Yaklaşık iki kilometre yürümüştü. Biraz sonra Akçagedik köyü göründü.

Yüzünü karşıya doğru çevirdi, kar tam karşıdan yüzüne doğru atıyordu. Elini kaşlarının üzerine getirip daha uzağı görmek için bir hayli çaba sarf etti. Uzaktan kendisine doğru gelen bir karaltı vardı. Anladı köyün karşılama ekibi tüm hızıyla üstüne doğru geliyor “Hoş geldin!” türküsü söylüyorlardı.

Yarenini daha bir sıkı kavradı. Gevşek durmaması gerekiyordu. Allahtan köpekler daha fazla yaklaşmadılar. Yolunu biraz daha uzatacaktı ama köyün içinden geçemezdi. Bir Allah’ın kulu da köpek seslerini duyup kafasını evinden dışarıya çıkarmıyordu. “Bu havada kim evinden dışarıya çıkar ki deli olmak lazım” diye düşündü. Yürümesi gittikçe ağırlaşıyor adımları daha yavaşlıyordu. İçinde yolu kaybetmek endişesini duymaya başladı. Dizleri sızlamaya başladı, soğuğu artık iliklerinde hissediyordu. Bir hayli yürüdükten sonra karşısına çıkan tepeyi görünce biraz rahatladı. Tepeyi aştıktan sonra upuzun bir düzlük onu bekliyordu. Artık Süphan Dağı da görünmeye başladı. Ne heybetli dağ, nasıl bir güzellik... Buraya geldiği ilk yaz, eteklerine çıkmış, gelinciklerin o kırmızı renk cümbüşünü, diğer çiçeklerin beyazını, mavisini, sarısını, derinden koklamıştı. Zirvedeki buzul göllerini, dağın eteklerindeki verimli topraklarda o muhteşem güzelliği bereketi görme zevkine ermişti.

 

- Selam Süphannnn! diye bağırdı. Sonra Süphan Dağı türküsünü mırıldandı sessizce.

Süphan Dağı’nın eteği

Eteği güller biteği

Aney can kurbanın olam

Yarim baldır ben peteği.

 

A ceylanım beri maralım

Kaşı karalım Süphan dağlım

 

 

Sevdiği aklına geldi. İnce bir sızı hissetti midesinde. Olduğu yerde durdu. “Nasıldır kim bilir, beni düşünüyor mudur, ne yapıyordur?”soruları geçti kafasından.  “Hasret zor, ayrılık kötü lakin kavuşacağız elbette” diyerek yoluna devam etti. Menziline ulaşmak o kadar kolay değildi hala gitmesi gereken sekiz kilometre yolu vardı. Çataltepe köyünün evlerini görünce daha bir rahatladı demek ki doğru yol üzerindeydi yolunu kaybetmiş değildi. Bu köyde karşılama, refakat ve uğurlama ekibinden korkmuyordu. Onlar köyden pek uzaklaşmıyor, uzaktan hal hatır soruyorlardı. Onu üzen bu köyde eğitim öğretimin iki yıldır yapılamıyor oluşuydu.

“Sık dişini Çataltepe, bir Necmettin de sana gelecek, yetim öksüz olmaktan kurtulacaksın.” dedi. Sonra aklına “Orda Bir Köy Var Uzakta “ şiiri geldi bir solukta okudu. Şiir okumak rahatlatıyordu onu. Yine Süphan Dağı’nın zirvesine baktı Süphan Dağı sanki dargın dargın bakıyordu ona. Az ilerideki kayalıkları görünce hafif gülümsedi, dulda bir yer buldu, biraz nefeslendi. Önce bıyıklarındaki buzları temizledi, sonra paltosunda biriken karları silkeledi, siyah yün şapkasını biraz daha kulaklarının altına doğru çekti. Bir sigara yakmak istedi elini paltosunun cebine attığında sigarayı bıraktığı aklına geldi. Hafif hafif öksürdü. İyi yapmıştı bu mereti bırakmakla. Kötü bir arkadaştı o, artık bunu anlıyordu. Daha önünde yürümesi gereken altı kilometre vardı. Kar daha bir hızlı yağmaya başladı. Soğuk içini titretiyordu. Paltosuna daha bir sıkı sarıldı yareni sağ eline aldı. Zorda olsa yürümeye devam etti.

Gün akşama kavuşmak üzereydi. Kendi köyüne yaklaşmaya başladı. Yetmiş haneli bir köy burası. Ortayayla köyünün karşılama ekibi de hazır işte. Karda, bu sonsuz sessizlikte sadece onların sesini duymak bile hayat olduğunun göstergesi. Bu köpeklerin kiminin kuyruğu yok, kiminin kulağı kesilmiş ya da köpekler kendi aralarında kapıştıklarında kaybetmişler kulaklarını. Artık ne köpekleri düşünecek hali kalmıştı ne de başka şeyleri. Adımları gittikçe yavaşlıyor botları ise gittikçe ağırlaşıyordu. Alnından, sırtından soğuk terler akmaya başladı. Sırt çantası artık taş gibi ağırdı. Bu hafta sonu da istediklerini bulamamıştı Erciş’te. Sendelemeye başladı, yareni daha sıkı kavrayarak ondan güç almaya başladı. Neyse ki Siyabent Ağabey elinde kürekle, bir insanın geçebileceği kadar yol açıyordu, karları küreğiyle sağa sola doğru atarak yaklaştı. Kaşlarını çatarak, biraz da haklı olmanın gururu ile küreğini kara sapladı.

- “Ben sana bu hafta gitme, köyde kal, hava çok soğuk olacak,  çok  kar yağacak, dedim ama beni dinlemedin. Hele acele et!  Eve gidelim soba yanıyor ısınıverirsin, çay da hazır zaten.”dedi. Siyabent önde o arkada köyün içine doğru yürüdüler. Necmettin, kendini iki odalı lojmana zor attı. Siyabent’in bütün ısrarlarına rağmen onu evine gönderdi. Odanın elektrik düğmesine dokundu. Elektrikler vardı çok mutlu oldu. Elektrik sobasını açtı. Oda iki gündür kullanılmıyordu buz gibiydi. Elektrik sobası soğuğu biraz kırar diye düşündü. Girişte, kapının yanındaki kovadan önceden hazırladığı odunları aldı, kuzinenin içine yerleştirdi. Çıra ile tutuşturdu. Biraz sonra odadaki hafif sıcaklık yüzüne ılık ılık dokunmaya başladı. Çaydanlığın altını suyla doldurdu. Bu aralar su kesilmiyordu artık. Geçen ay içtiği kar suyundan sonra dizanteri olmuş gözlerini hastanede açmıştı. Artık su varken kapları dolduruyor olmadığında onu kullanıyordu. Bir süre sonra demliğe üç kaşık çay atarak demledi. Şimdi ılık odaya bir de çay kokusu karışmaya başladı.  Kahvaltılıkları çıkardı. Bu arada kapıya bir vuran vardı. Kimdi bu saatte. Kapıyı açtı karşısında Ali’yi gördü. Elinde buharı üzerinde, mis gibi kokan ekmek somunu vardı. Ali:

- “Annem yeni yaptı öğretmenim, dedi.

Ali, kara kuru bir çocuktu. Bu sene dördüncü sınıfa gidiyordu. Siyabent’in ilk oğluydu. Necmettin Ali’ye teşekkür etti annesi ve babasına selam yolladı. Oda sımsıcak olmuştu sobanın üstündeki çay demlenmişti sıcak ekmek de gelince keyfi yerine geldi.

Masaya oturdu yarın için günlük planını yaptı. Dördüncü sınıfların matematik sınavı sorularını hazırladı… Kar hala yağmaya devam ediyordu…

Ertesi gün çocukları sınav yaptı. Yazılı kâğıtlarını okudu. Akşam olmak üzereydi. Perdeyi araladı. Bolu hep aklındaydı. Bolu’da yağan karı düşündü. Orada da kar çok yağardı. Kış sert geçerdi. Ama burada kardan korkuyordu. Kar yolları kapattığı zaman bir hafta iki hafta bir yere hareket edemiyordu. Mektupları kalıyordu. Bu hafta mektubunu yollamış soğuğu ve yağan karı gözü görmemişti. Onca yolu yürüyerek gelmek çılgınlıktı belki ama sevda sıcacıktı, soğuk kar dinlemiyordu.

Mektup yazmak için yeniden masaya oturdu.

 

                                 Merhaba kar tanem,

Yoğun kar yağışı var. Dua et de yollar kapanmasın ve mektuplarımı atayım sesini duyayım. Yemin ederim Erçiş’e tatlı sesini duymak için gidiyorum. Köyde bir sıkıntım yok. Yakacak işini Şirin abi halletti. Tezeğim ve odunum var. Alıştım buralara. Tek eksiğim sensin.  Her gün fotoğraflara bakıyorum, onlarla avunuyorum. Elektrikler sık sık gidiyor. Mum ışığında oturmaya, okuyup yazmaya alıştım hani. Bir tanem, bugün dördüncü sınıftaki öğrencilerimi matematikten yazılı yaptım. On kişiydiler. Yarısı üç ve üçün üzerinde aldı. Diğerlerinin durumu oldukça zayıf. Allah izin verirse birinci dönemin sonuna kadar hepsi zehir gibi olacaklar. Öğrencilerime ve kendime güveniyorum. Benim için dua et.

Üçtepe dergisi için yazı yazdım. Ancak toparlayıp haftaya göndermeyi düşünüyorum. İnşallah beğenilir. Mahçup olmak istemiyorum. Artık biraz daha ciddi ve ağırbaşlı olmak ve yazmak durumundayım. İnşallah başarılı olurum... Bolu’da tek başına olduğunu düşünmek beni kahrediyor. Seni oralarda bıraktığım için de kendime çok kızıyorum. Ama mecburuz. Karakoç üstadın dediği gibi

“Kalabalıklar içinde dostlar arasında (yardan ayrı düştüğümüz için) kendinizi yalnız hissetmiyorsanız acınacak haldesiniz demektir.”Gerçekten öyle burada da dostlar var arkadaşlar var ama hiçbir zaman aklımdan çıkmıyorsun. Şu sıralar şiir yazamıyorum. Hani bazı açık gecelerde yıldız kayar da insan ister istemez heyecanlanır ya; işte öyle bir mısra kaydırabilsem gönül gecemden, ruhum heyecanlanır ve şiir denen kıyamet kopar. Radyo da bir şarkı var şu an. Edip Akbayram söylüyor.

“Dumanlı dumanlı oy bizim eller

Oturup ağlasam delidir derler.” 

İçimi yine bir hüzün kapladı. Bolu’yu ve Bolu’nun o güzel dağlarını özledim. Şiir yazamıyorum dedim ama çok önceleri yazdığım sana gönderemediğim bir şiirimi ekliyorum…

 

               HASRET YORGUNU

 

Gelenlere senden haber haber sordum,

“Kendisi yola düştü “dediler.

Yıllarca seni bekledim durdum,

“Kokusu yele düştü” dediler.

 

Gecelerim rüya, günüm serap

Aklımdan çıksan olurum harap

Kucağında saz elinde mızrap

“Türküsü tele düştü” dediler.

 

Çiçek derdim sana deste deste,

Gözlerim yolda kulağım seste,

“Yol az, çıkar gelir bir nefeste,

Müjdesi dile düştü” dediler.

 

Geldi geçti bak vuslat katarı

Tozları dindi, sustu rüzgârı,

Garipçe kaldı Yunus Pınarı,

“Damlası göle düştü” dediler.

 

Tek sen misin sevdiğinden ayrı?

Aslı’nın Kerem’e yok ki hayrı,

Güz geçti gelmez bekleme gayrı,

“Gelmesi yıla düştü” dediler.

                                                  

 

                                                           Hasretle… Gözlerinden öperim…

 



Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
Etiketler :
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
DİĞER HABERLER

Son Yorumlar
B. Ertem
"Mudurnu tamam, Kıbrıscık’ı kaybettiniz, Mengen’i kaybettiniz buralara belki yatırım gelmeyebilir ama Göynük’ü neden
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Bolu Havadis | http://www.boluhavadis.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2019 - 2020