Bolu Havadis

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Flash Haber
Kategori : GÜNCEL
Haberin Tarihi :   22 Aralık 2019 - 20:34

BOLU'YA DAİR DİLİME DOLAŞANLAR

Büyüt
Küçült
BOLUYA DAİR DİLİME

 

“Güzeli sahiplenmek ve güzelde dalıp kalmak herkesin;

Olması gereken güzeli bulup çıkartmak

Gözlere ve gönüllere kazandırmak,

Er kişinin işidir.” Derken, Sahi, nerede kalmıştık?

-----------------------------------------------------------------------

Uzun zamandır yazmadım. Ara verdiğim bu süre içinde aldığım notlar, gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım yine beni kalem alıp sizlere yazmaya, karşılıklı hasbihalle getirdi. Bolu yaşadığım, anılarımın kenti. Buraya yapılan her güzellik mutluluğum, her gördüğüm eksiklik veya hatalı yapılan iş de mutsuzluğum kederim oluyor. Şehri sahiplenmek, onun yaşanır bir kent olması, farkındalıklarının korunarak gelecek kuşaklara aktarılması gayreti hepimizde olmalı diye düşünüyorum. Sizlere Tozlu Raflar’a yazdığım yazı ile merhaba diyeceğim. Gül olsun kalemimiz gönüllere girsin, kılıç olsun kalemimiz çirkinliklere, haksızlık ve hatalara dur desin inşallah. Haydi Vira Bismillah…

 

Bizden önceki yaşananlar ile bizim yaşadıklarımız bizden sonraki yaşayacaklar için bir birikimdir, kaynaktır, hatta yeni bir başlangıçtır. Mal birikimi, para birikimi nasıl zenginliğin altlığı ise; kültürel, bilimsel, sosyolojik birikimler de milletlerin refahı, muasırlığı, bağımsız hür ve adil bir yaşamı sürdürmesinde vazgeçilmez asli unsurlardır. Bugün yaşanan toplumsal sorunlar nasıl geçmişten bize intikal eden problemlerin çözülmemesinden kaynaklanıyorsa; gelecekte yaşanacak sorunlar da bizim umursamazlığımız ve boş vermişliğimizden, düşünüp, araştırmadığımızdan, bilinen doğruları uygulamadığımızdan kaynaklanacaktır. Aileler evlatlarına iki miras bırakırlar; bunların biri şüphesiz maddi birikimdir. Asıl önemli olan diğeri ise, çözülmemiş, çoğu önemsiz gibi görünen kültürel sorunlar yumağıdır. Büyük aileler, büyük insanlar bıraktıkları malla değil; kültürel sorunları olmayan, rahat ve huzurla yaşayan, geleceğini net bir şekilde planlayabilen aile bireyleri, örnek yuvalar bıraktıkları için unutulmazlar. Bir de, sorunlu, toplumun bağrına her zaman hançer gibi saplanan ve yaralar açan insanlar bıraktıkları için unutulmazlar. Çünkü, mal çoğu zaman ilk gelen nesil içinde üleşilip bitirilirken, kültürel ve sosyal değerlerin verdiği birikim nesiller boyunca devam eder.

Çözümün başlangıcı geçmişimizi bilmekten geçer. Gemiye binenler, küçük deliklere, küçük sızıntılara aldırış etmezlerse, kısa zamanda boğulmaya mahkümdurlar. Emniyetli bir yolculuk, o delikleri neyin nasıl açtığını bilip, delikleri sağlamca tıkayıp, sızıntıyı önlemekten geçer. Toplumların, milletlerin de varlığını sürdürmesi böyledir. İnsanları birbirine bağlayan, aile, sülale, ulus yapan unsurların en önemlileri daima yazılı olmayan sosyal ve kültürel değerler olup, tarihi birikim, olgu ve olayların akışı ile şekillenen unsurlardır. O yere, aileye, sülaleye, kasabaya, şehre ve devlete, millete aidiyet duygusu, kendini ifade edebilme ve birey olarak nerede, nasıl gördüğüne ilişkin manevi duygulardır.

 

İnsanlar kendilerini yaşadıkları günde, zamanda bulurlar. Ancak, ortak bir beklenti olan gelecekten, ortak bir birliktelik olan geçmişten bahsedebilmek için sevmek ve tanımak gerekir. İnsan sevmediği ve hele de tanımadığı bir şeye veya yere ilgi duyamaz. Her insan tarihçidir aslında ve tarihin asli unsuru ve tarih yapandır. Bugün merkezli yaşam döngüsünde hayati kararları çizen pergel, geçmiş ile gelecek arasında sürekli gider gelir. Zira geçmiş, geleceğin aynasıdır; insanlar bugünü yaşarken, geleceğini planlarken tarih denilen tüm insanların ortak hatıra defteri en büyük yön belirleyicisi ve yol yardımcısıdır. Her insan yaşarken, yaşadıkları doğrultusunda tarihe, kendi tarihine derin izler bırakır. Milletler için de öyledir. Bu derin izler, gelişmeye, güzelleşmeye götürdüğü gibi, sarmal döngüye sokup, hayatını, geleceğini karartan, efendiyi köle yapan bir sürecin içine de sokabilir. Yaşanan tarih bunların örnekleri ile doludur.

 

Köklü aileler, köklü sülaleler ve köklü uluslardan bahsetmek demek; kültürel mirastan söz etmek demektir. Bugün Mezopotamya Medeniyetinden, Etilerden, Firiglerden, Roma’dan, Bizans ve Osmanlı’dan konuşmamıza neden olan şey, yer altında yer üstünde, yazılı veya sözlü yaşanmışlığın, yaşanabilirliğin göstergeleri olan onlardan bize kalan maddi ve manevi tüm kültürel değerlerdir. Bunları yok saymak, inkâr etmek mümkün değildir. Zira, bugün yaşarken kullandığın malzemede, üretimde, düşünce ve yaşam biçiminde bir öncekilerin olumlu ya da olumsuz birikimlerinin etkisi vardır.

 

Cumhuriyet Döneminden kısa bir zaman sonra başlayan kendini, kendi varlığını, devam ede gelen millet ve devlet bağını inkâr etme furyamıza bakalım. Yerden mantar gibi bitmişiz sanki. Eksiz köksüz, tarih denilen süreğen, bir birine ekli zincirin belli bir kısmını ellerimizle kopartıp,  o devreyi yok saymışız. Kendini bağrından koptuğu devlet ve toplumdan değil,  tarih öncesinde ifadelendirme hastalığına tutulmuşuz. Bu furya ve hastalığın bizde bıraktığı iz, tarihi ve kültürel mirasın korunması, arşivlenmesi, geliştirilmesi, araştırılmasında içine düştüğümüz yanlışlardır. Öyle yanlışlara girilmiştir ki, ne ile ifade etsek kelimeler yetersiz kalır.  Bu hal içinde vagon vagon, kamyon kamyon gönderdiğimiz arşiv malzemelerini Seka’nın hamur kazanları veya diğer kurumların kalorifer kazanlarının dilleri olsa da söylese! Nasıl yakıp yok ettik kendi tarihsel birikimimiz olan evraklarımızı, arşivlemeyi yük sayarak üç kuruşa sattığımızı ya da çoğu zaman iş çıkarmasın diye sessizce çöplere attığımızı dile gelse de söylese yer gök, kurt kuş söylese… Evrakları, belgeleri, fotoğrafları, eşyaları çoğu zaman rutubete mahkum, farelere yem ettiğimizin hikayelerini dinleriz hep büyüklerimizden ya da kendimiz şahit oluruz elimizi biraz geçmişe uzattığımızda. Bir de “eskiyi ver yeniyi al” furyamızı unutmak ne mümkün. Güzelim evimizde kalan, kullandığımız bakır kap kacak, halı, kilim yorgan, peşkir, çevre, yazma, oya, işleme vs. ne varsa vermedik mi bir naylon parçasına yahut alüminyum tencere tavaya? Zenginleştirmedik mi, Avrupa’nın müzelerini, kütüphanelerini? Oysa yok olanın, toplumsal ortak hafızamızın olduğunu iş işten geçtikten sonra anlıyoruz, fakat gel gör ki, telafisi ve tamiri yok. Şimdi var olanın, bulduğumuzun değerlendirilmesi çabasına girmemiz lazım elde olan parça pürtük bilgiler, belgeler de kaybolmadan.

 

Genel tarih bir nehir dersek, yerel tarih onu besleyen dereler, derecikler gibidir. Akarsuyun büyüklüğü onu besleyen kolları ile bağlantılıdır. Gücü ise, katettiği yol ve etkilediği, etkilendiği, hayat verip, hayat bulduğu alanlar, insanlar, topraklarla ölçülür. Bu açıdan yerel tarih çalışmaları çok önemlidir. Yerel tarih, köklerimizi keşifle, kimliğimizi tanımaya; kent ve kentlilik bilincinin artmasına, insanların yaşadıkları yerle bütünleşip, ortak payda kurmasına, aidiyet duygusunun gelişmesine çok büyük etki eder. Bolu tarihi ve kültürü henüz araştırılıp, bütün yönleri ile ortaya konmuş olmaktan çok uzaktır. Yapılan çalışmalar deve de kulak misali kalır. M. Zekâi Konrapa’nın aslında bolu tarihi sayılamayacak, genel tarih bilgisi ile Osmanlı Tarihini anlattığı eseri “Bolu Tarihi” nin üstüne bir tarih kitabı, Tarık Ziya Işıtman’ın 1930’larda yazdığı “Bolu Coğrafyası”, Bolu kültür ve folkloruna ilişkin Cahit Dinçtürk’ün yazdığı birkaç kitapçıktan öte bir kitap yapılmış durumda değil. BAM veya BAMER’in yaptığı çalışmalar genel itibarı ile araştırmacılara kaynaklık edecek, yön verecek olan değerlendirilecek eserlerdir. Yine, kişilerin iki dudağı arasından kurtarılmış; kurum niteliğine kavuşturulan, sürekliliği ve güvenirliği sağlanmış “Bolu Bilgi Bankası” adı altında değerlendirdiğim Bolu Kent Müzesi, Bolu İhtisas Kütüphanesi, Bolu tarih ve kültürünü araştırma gruplarının oluşturulduğu, Bolulu sanatçıların eserlerinden oluşan Sanat Koleksiyonun toplanıp sergilendiği bir mekanın gerçekleştirilmesinde sözden fiile ne zaman geçilecek?!

 

Günümüzde sevmek kavramı, ırz ve namusa musallat düşüncelerin temeli olarak kullanılıyor. Boş boş duran ya da, her fırsatta ele geçirdiğini çarçur edip anasını belleme gayretinde olanların “Bolu’yu seviyorum” diye yırtınması şüphemi, endişemi artıyor. Oysa, sevmek, korumaktır, tanımaktır, yüceltmektir, sevdirmektir, tanıtmaktır, yaşatmaktır, yaşanılır kılmaktır. Dahası, onu var olan kişiliği ile kabullenip, saygı duymak, saygı değer yapmaktır. Oyuncak gibi oynanır, tanınmaz, ruhsuz kişiliksiz bir hale getirmek değildir. Şehrin bir korunan tarafı vardır bir de gelişen. Orada yaşayan da, oraya gezmeye gelen de buraları gezerken dünden bugüne gezerek gelmenin zevkini tadar. Geçmişle bağ kurar, kendi yaşamışlığından izler bulur, kentle bütünleşme gayretine girer. Aksi halde, geldiğiniz, yaşadığınız yer uzaya gitmişçesine yabancıdır. O süsler, havuzlar, beton yığınları arasında yalnızlaşır boğulursunuz. Yaşadığınız kent size, sizin yaşantınıza, benliğinize hitap etmez, kentli olmanın, kentle bütünleşmenin, kente dair düşünce üretmenin, çalışma yapmanın gayreti kırılır. Yalnızlaşmış, sadece şehrin menfaatlerinden istifade eden aidiyet duygusu olmayan, bencil insanlar topluluğu; sahipsiz, ruhsuz, kişiliksiz kent yaratırsınız. Korkarım şehrimizdeki gidişte bu yönde. Hızla kurtulmak lazım.

 

Çare nedir denirse, kendimizi, bizi biz yapan değerlerimizi, atamızı, kültürümüzü, kültürel değerlerimizi sevmek, tanımak, öğrenmek, yaşamak ve yaşatmaktır. Tanımayan yakınlık kuramaz, yakın olmayan sevemez, sevemeyen sahiplenemez, sahiplenmediğin hiç bir şey de senin olamaz bu kadar açık ve net.

 

İnsan da, insanın yaptıkları da hatasız değildir. Kasıt içermeyen hataları güzellikle düzeltmek, hoş görmek yine erdem sahibi insanlara özgüdür. “Bolu Bilgi Bankası”nın (kent müzesi, ihtisas kütüphanesi ve bolu kültür ve tarih çalışma gruplarının teşkil edildiği kurum) oluşturulduğunda biliyoruz ki, Bolu’yu daha çok sevecek, sevdirecek, tanıyacak, öğrenip öğreteceğiz. Bugüne getireceğimiz, yarınlara teslim edeceğimiz o kadar çok değerimiz olacak ki, sahibi olmaktan, o kültürün bütünleyen bir parçası olmaktan büyük gurur duyacağız. “Tabiatın Kalbi Bolu” denilen bu yerde, tabiatın kalbine beton hançerler saplanırken, kent geçmişinden, kendi kişiliğinden, kisvesinden suretinden hoyratça soyulup, dansözce giydirilip, neresine ne takıp, koyalım denirken, bu kenti tanımaya, sahip olduğu değerleri bilmeye ne kadar çok ihtiyacımızın olduğunu söylemek bile vakit kaybı değil mi?

Özlemlediğimiz güzellikleri en kısa zamanda doyasıya yaşamamız ve gelecek nesillere de güzelce aktarıp yaşatabilmemizi diliyor, saygı ve selamlarımı sunuyorum.                                                                                                                                

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
Etiketler :
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
DİĞER HABERLER

Son Yorumlar
Beyoğlu’dan
Beyoğlu’ya çok emek harcadı. Sn müdürüme başarılar dilerim
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Bolu Havadis | http://www.boluhavadis.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2019 - 2020