Bolu Havadis

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Flash Haber
Kategori : KÜLTÜR-SANAT
Haberin Tarihi :   31 Aralık 2019 - 12:47

BOLU’YA DAİR DİLİME DOLAŞANLAR -2-

Büyüt
Küçült
BOLU’YA DAİR DİLİME DOLAŞANLAR

 

“Güzeli sahiplenmek ve güzelde dalıp kalmak herkesin;

Olması gereken güzeli bulup çıkartmak

Gözlere ve gönüllere kazandırmak,

Er kişinin işidir.” Derken, Sahi, nerede kalmıştık?

 

“Geçmiş zaman olur ki, hayali cihana değer“ miş.  Çocukluğumu Bolu şehir merkezinde yaşadım. Biraz fazla meraklıyım her halde, birçok lüzumlu lüzumsuz, görüp geçemediğim, duyup unutamadığım, doyasıya olmasa da yaşayıp hâlâ özlemlediğim yerler, kişiler kırık dökük de olsa beynimi meşgul, gönlümü mahzun edecek kadar bilgi benliğime işlemiş. Bugün yaşananlara, şehre, velhasılı bize reva görülenlere sussam gönlüm razı gelmiyor, hadi söyleyeyim diyorum bu sefer de başkalarının işine gelmeyecek. Beni düşünüp anlattığımla, neyi arzulayarak konuştuğumla değil, kendi kafalarındaki, insanları yamuk yumuk gösteren menfaat aynalarındaki gördükleri ile ifade edecekler. Aslında düşüncelerimi yazmaktaki amacım kimseyi kırmak olmadığı gibi, polemikleşmek, yapılan her şeyi kötülemek de değil. Bu şehir bizim yaşam kaynağımız, bu dünyadaki yerimiz ve hem de ahiret yolculuğuna hazırlandığımız mezarımızın bulunduğu yer. Çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız vatan toprağımız. İnsanca yaşamak için gerekenlerin, huzur ve refahın, dünya ve ahiret güzelliklerinin burada olmasını istememiz, bu hususta gördüğümüz eksikliklerin, rahatsızlıkların, çirkinliklerin ve kabalıkların giderilmesine serzenişimiz gayet doğaldır, doğal da karşılanmalıdır diyorum ama biliyorum yine de beni yanlış anlayacak, yanlış anlatacaklar olacaktır.  Her neyse, aş taşarken kepçenin pahası, ustasının mahareti düşünülmez, kepçeyi tutanın mahareti ve çabukluğuna bakılırmış. Çünkü, lazım olan dökülenin, taşanın tutulması, ziyan edilmemesi imiş. Olacakla öleceğe de çare yok demiş atalarımız. Kadere de rıza göstermek lazım deyip yazalım istidamızı, arzuhalimizi yaradana sığınarak. Belki sesim ulaşır kulak veren bir dağa, aksi seda gelir, hayırlara vesile oluruz kötü mü olur?

 

“Bolu eskiden mi daha moderndi, gelişmeye, öğrenmeye açıktı; sanata, zanaatkâra, sanatçıya önem veriyordu, şimdi mi?” diye sorduğumuz bir soru ile söze başlayalım. Hatta soruyu biraz daha kabartalım. “Bolu, şu an geldiği noktada, şehirleşmesi, mimarisi, yolları, sosyal donatıları ve insana hoş ve güzel olarak sunulan, huzur ve yaşama sevinci veren nesi varsa, ne yapılmışsa onları düşünerek baktığımızda mı daha cazip; yoksa, geriye gidin 1970’li yılların öncesine dönün, eskileri bilenleri dinleyin, eski fotoğraflara, eski şehrin yapısına, pazarına, panayırına, çayırına, çimenine, Gölcüğü, Abant’ı, Yedigöller’i, yaylası, kırı bayırı, tarlası, ürünü, insanların huzuru, hayatın ucuzluğu, sosyal ilişkilerin sıcaklığı ile gönüllerin şenlendiği o zamanlar mı daha güzel, daha cazip bir kentti dersiniz?” Bu abartılı sorduğumuz soruya siz nasıl cevap verirdiniz bunu bilemem ama ben çoğu zaman o eski yıllardayım. Aslında babadan kalan malı tüketen miras yedi, ataletten alnı sırtı terlememiş, hazırı tüketmekten çalışmanın, çalışıp kazanılan malın değerini bilmemiş, beton yığınları içinde bir dairede yaşamını sınırlayanların; bir naylona, alüminyuma, fabrikasyon imitasyonlara değiştiğimiz el emekleri, çürümeye yok olmaya terk ettiğimiz nice değerlerimizin farkında olmayan, hayatı günlük ve anlık kararlarla yaşayan günümüz evlatlarının vereceği cevabı da biliyorum: “Ooo eski çamlar bardak oldu. Eskiye rağbet olsa, bitpazarına nur yağardı. Geçmiş arkada kaldı sen şimdiye bak“ falan filan. Arkasını sağlama almayan ordunun cephesi nasıl kolayca dağılır, düşmana yem olursa; toplumlarda geçmişini bilmez, geçmişten gelen kendilerini dizayn eden değerleri umursamaz, mirasın korunarak değerlendirilmesini değil, satarak, harcayarak yok edilmesine çabalar veya göz yumarsa, o toplumlar için de gelecek aynı akîbeti  reva görür. Kalabalıklar içinde asosyallik ve akutlaşan yalnızlaşma bir adım sonra kronikleşen yalnızlık hastalığı sonucu ruhen entropi içinde bir toplum. Böyle ruhu ölmüş, hayatını ve hayatını yaşadığı yeri düşünmekten, sorgulamaktan, sahiplenmekten ve sahiplik duygusundan uzak, yürüyen cesetlerden oluşan toplumlarda, atılan her adımda güzelliklere, neşe ve mutluluğa, kutlanası bir başarıya değil sorunlar yumağına, çirkinlikler abidesine varırsınız. Şehrin insanları, toplumu oluşturanlar yaşamanın cıvıltısını veya ölümün sessizliğini, yaşarken yaptıkları sosyalleşme ve şehirleşme çabaları ile seçerler. Şehre, memlekete yön veren kişilerin bu seçimi beldenin yaşanabilirliğini belirler. Aşağıdaki yazdıklarımı okurken bu seçimi daima aklınızın bir kenarında tutun. O zaman beni daha rahat anlayacağınızı düşünüyorum.

DEVAM EDECEK…

 



Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
Etiketler :
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
DİĞER HABERLER

Son Yorumlar
ahmet yaman
sayin editor sizden ricam cezaevlerinde calisan infaz ve koruma memurlarinin yaptigi bu fedakarligi
Deftere Yaz
Ziyaretçi Defteri
Düşünce ve Önerilerinizi bizimle paylaşın.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"Bolu Havadis | http://www.boluhavadis.net/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2019 - 2020