Bolu Havadis
15.08.2018
Bolu /   9°C

08 Şubat 2018 - 11:11
BÖYLE İMAMA CAN KURBAN
BÖYLE İMAMA CAN KURBAN

Bolu’nun Çaygökpınar köyü doğumlu Yeşil Cami Müezzini 32 yaşındaki Yusuf Çelen, müezzinlikten kalan zamanlarında uğraştığı ‘Naht’ sanatı, hayvan sevgisi, müzik ve motosiklet tutkusuyla topluma örnek oluyor.

 

Yusuf Çelen, Karamanlı Mahallesi’ndeki Yeşil Cami’de müezzinlik yapıyor. Çelen’in müezzinliğin yanı sıra sosyal hayatı ve hobileri şaşırtıyor. Klarnet çalarak müzikle ilgilenen Çelen, 100’lerce özel kanarya besliyor ve Naht sanatıyla ahşaba çeşitli yöntemlerle hayat veriyor. Çelen, tüm bunların yanı sıra motosiklet tutkusuyla da şaşırtıyor. Yarış motoru sahibi olan Çelen, hız tutkusundan vazgeçemiyor. Evli olan Yusuf Çelen’in farklı yaşam tarzı camiye gelen cemaatin de ilgisini çekiyor.

 

Selçuklu döneminden kalma Naht sanatı ile ilgili bilgiler veren Yusuf Çelen, 10 yıldır ahşaba işlenen sanatıyla ile ilgili şöyle dedi:

 

“Yaklaşık 11 yıldan beri din görevlisi olarak çalışıyorum. Birçok farklı yerlerde görev yaptım. Toplam 7 - 8 yıl imamlık yaptım. Şuan Yeşil Cami’de müezzinlik yapıyorum. Bu işe başlayalı da 10 sene kadar oldu. Daha çok kontrplak yaparak başladım. Ahşaplara yazdığımız yazılara ‘Hat’ deniyor. Buna güzel yazı da deniyor. Biz bunu ahşaba nasıl işleyebiliriz diyerek başladık. İlk olarak kontrplak keserek başladık bu işe. Ardından 7 - 8 sene sonra kadar, bu ahşabın değişik versiyonları olan yakma, dağlama şekline dönüştürelim dedik. Mesela Cumhuriyet döneminin son Hattatlarından Ahmet Hamdi’nin yazısını, dağlayarak ahşaba geçirdik. Atölyedeki İsmail ustamız ile tanıştık. Daha çok ceviz, gül, maun, kestane ağacı gibi işlemesi zor olanlara yöneltti. En önemlisi ise normal düz kesim değil farklı bir şekilde çalışıyoruz. İsmail hocamız bize Türkiye’de hiç yapılmayan bir tekniği kattı. Yan kesim dediğimiz tekniği öğrendik. Bu da Hattatların yazılarında kamışları ile verdiği kavisi, biz ahşapları bıçaklarla keserek yapıyoruz. Bu şekilde yazmayı öğrendik. Ağacı normal kesmek ile beraber 3 boyutlu şekle getiriyoruz. Bununla beraber oymasını nasıl yaparız dedik ve bunun üstüne çalışmaya başladık. Yani ilk olarak düz kesim sonra yan kesim en sonda ise oyma şeklinde yapmaya başladık. Tabi bu sabır ve devamlılık isteyen bir iş haline getirdik. Bunu biraz daha ileri götürerek kakma dediğimiz tekniği geliştirdik. Mesela dışı gürgen ağacı, iç kırmızılıklar ise gül ağacı. Yani farklı ağaçları birbirine işlemek.”

 

“ÇOK SABIR GEREKTİREN BİR İŞ”

Çelen, ahşaba dini semboller ve yazıları yazmayı tercih ettiklerini ifade ederek, “Ne kadar büyük bir tablo yapabiliriz bunun peşine düştük. Hilm – i Şerif dediğimiz, peygamber efendimizin suretini anlatan Hz. Ali’nin rivayet ettiği bir yazı. Bunun boyu yaklaşık 2 buçuk metreye kadar olacak. Yani bir binanın girişine asılabilecek büyüklükte olacak. Kenarlarında ‘Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’ yazıyor. En önemlisi yazılar. Birbirilerinin içlerine geçerek olacak. Sonuçta en son hali müthiş bir şey. Fakat bir eserin bitmesi 7 - 8 ayımızı alıyor. Çok sabır gerektiren bir iş” dedi.

 

“MESELE AĞACI DİLE GETİRMEK”

Çelen, Naht sanatı ile ağacı dile getirip, ses verdiklerini söyleyerek, “Mesele ağacı dile getirmek, ona ses vermek. Güzel yazı yazmaya ‘Hat’, bizim yaptığımız sanata ise ‘Naht’ deniyor. Yapan kişiye ‘Nahhat’ deniyor. Nahhatız demiyorum ama olmaya çalışıyoruz. Selçuklular döneminde başlayıp, Osmanlı döneminde devam ettirilen bir sanat. Biz sadece yan kesim denilen tekniği kattık. Onu da İsmail hocamız bularak bize öğretti. Yenilik getirmek adına birşeyler yaptık. Bu Selçukluların döneminden gelen bir sanat. Mesela Konya’da Alaaddin Keykubat’ın yaptırdığı, Alaaddin Camii’ndeki minber abanoz ağacındandır ve 800 yıllıktır. Minberde kakma, yayma, yakma gibi tüm teknikler uygulanmıştır. En büyük yaptığımız iş ise tüm teknikleri kullanarak halka bir şeyler sunmak. Şuna baktığınızda siz belki yan kesim diyebilirsiniz ya da farklı bir teknik. Bizim amacımız hepsini bir araya getirebilerek büyük bir eser yapmak. Küçük kakma işlerimizi yapmak bile 3 ayı bulabiliyor. Kontrplakta bu yaptığımız eserler daha kolay olabilirdi fakat ömrü kısa. Mesela bir sağlıklı bir ceviz ağacının ömür nereden baksan bin seneye kadar gidiyor” şeklinde konuştu.

 

 “İNSANIN EMEK HARCAMASI AYRI BİR GÜZELLİKTİR”

Çelen, eserlerine el emeği harcamanın daha güzel olduğunu söyleyerek, “Şu an teknoloji çok ilerlemiş durumda. Verdiğimiz zaman uygun bir makine ile yine yapılabilir. Arasında dağlar kadar fark olacaktır belki de. Eser çıktığında ortaya işi bilmeyen adamda arasındaki farkı anlayabilir. El işi dediğimiz şey daha özel. Makine ayrıca bizim indiğimiz derinliklere inemeyebilir. Makine size fabrikasyon bir şey sunar. El işinde hata da olur ama hata da güzel olur. İnsanın emek harcaması ayrı bir güzelliktir.” ifadelerini kullandı.

 

MOTOSİKLET TUTKUSU

Motosiklet tutkusunu anlatan Çelen: “Motosiklet aşkı bambaşka bir şeydir. Benim için sevginin ötesinde bir aşktır. Vazgeçemediğim bir şey. Motosiklete küçüklüğümüzde bisikletle başlayıp, daha sonra küçük motosikletler kullanarak, tamiri nasıl olur, ne yapılır öğrenip, büyük motosikletlere geçerek başladım. Tehlike olmasına rağmen, vazgeçilmez bir şey. Buradan tüm motorcu arkadaşlarımıza telkinde bulunmak gerektiğini her zaman söylerim. Özellikle trafik haftalarında hutbede hep söyleriz. Birazcık daha temkinli, daha güvenilir kıyafetlerle, insanlara trafikte saygılı olarak binilmesi doğrultusunda kazasız belası bütün arkadaşlara düzgün binişler nasip olsun diye temennide bulunabiliriz.” dedi.

 

HAYVAN SEVGİSİ

Yüzlerce kuş besleyen Yusuf Çelen, kuş tutkusunun nasıl başladığını ise şöyle anlattı:

 

“Kuşlara olan ilgim şöyle başladı; Bir Hadis-i Şerif’te Peygamber efendimiz(SAV) hayatından bahsederken, Peygamber efendimiz de imamlık, önderlik, hatta devlet başkanlığı sıfatıyla hareket ederken bile 5 yaşındaki küçük bir çocuğun kuşu ölüyor ve ona başsağlığına gidiyor. Bunun üzerine keşke kuşum olsa da Resulullah da yanıma gelse diye başladı kuş aşkı. Sonra baktık ki işin zirve noktaları var. Yarışmalar var. Katılalım dedik. Allah-u Teala ne günah işlersek işleyelim tövbe ettikten sonra bunun akabinde Allah-u Teala tövbeleri kabul edendir. Ama kul hakkı ile karşıma gelmeyin der. Burada sadece insanların insanlara olan kul hakkından ziyade dilsiz olan hayvanata da insanın bir hakkı vardır. Sadece bizim kafeslerimizde baktığımız kuşlardan ziyade doğal hayatta, mesela kış günü Abant’a kar yağdığında, bir göl buz tuttuğunda oradaki kuşlar beslensin diye “Yaradılanı sev yaradandan ötürü” düsturu ile hareket edip bütün varlıklara saygılı olmak gerektiği inancı ile başladı kuş sevgim ve böyle devam ediyor.”

 

MÜZİK TUTKUSU

Müziğe olan ilgisini ve nasıl başladığını da anlatan Çelen, “Müzikle ilgilenmemde Mehmet Kemiksiz hocamız var. İstanbul’da Üsküdar Tasavvuf Musikisi Korosu Başkanı idi. Bizim Bolu’muza yaklaşık 7-8 yıl boyunca her hafta derslere gelirdi. Onun vesilesi ile Osmanlı’da Enderun usulü teravih tertibini bize öğretti. Yani şöyle; Teravih namazlarında her dörtlüğü farklı makamlarda icra etme usulü. Bunun üzerine bu derslere giderken nota ve şan dersleri aldık. Bunu bir enstrüman ile nasıl değerlendirebiliriz, neler katabiliriz diye başladı. Üzerine ne kadar ilave edebiliriz derken kanuna başladım. Sonra değişik bir enstrüman daha olsun dedik. Grubumuzda Bolu’da imamlık yapan arkadaşlardan bir çoğu ney üflüyordu. Ben de değişiklik olsun diye hem kanun hem klarnet ile devam ettirmeye çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.

 

CAMİ CEMAATİ ÇOK MEMNUN

Yusuf Çelen, camiye gelen cemaatin ilginç hobilerine karşı yaklaşımlarının güzel olduğunu ifade ederek, “İmam olmamdan önce birçok hobim zaten vardı. Mesela motora binmek, kuş beslemek. Değişik haller içinde bulunmak çocukluğumdan beri vardı. Bolu’nun yerli insanıyız. Cemaatimiz az çok bilir. Kimsenin yadırgadığını sanmıyorum. Mihrap harp edilen yer demektir. Yani nefsimiz ile harp etmektir. İmamlık demek sadece mihraba geçip namaz kıldırmak değil. Halkın arasında her hal olabilmektir. Gidip cenazede gözyaşı dökmek, düğünde yanında olup onun sevgisini o günkü mutlu halini paylaşabilmektir. Bu anlamda cemaatimiz ile alakalı bir sıkıntımız olmadı. Allah, cami cemaatinin sayısını artırsın, onların yokluğunu göstermesin. Özellikle yarış motoruna binmem biraz dikkat çekebiliyor. Benim için enteresan bir durum değil ama bilmeyenlere garip gelebiliyor, dikkat çekiyor.” dedi

 

 



İsim Soyisim :
E-Mail :

Bu habere ilk yorumu siz yapın.