Bolu Havadis
22.10.2018
Bolu /   9°C

07 Ekim 2018 - 00:56
NURLAR İÇİN’DE YAT AHMEDİM
NURLAR İÇİN’DE YAT AHMEDİM

Haber yazmasını biliyor musun?

Biliyorum der ama istenildiği gibi yazamazdı.

Fotoğraf çekmesini biliyor musun?

Biliyorum der ama istenilen fotoğrafı çekemezdi.

Bizim Ahmet farklı bir delikanlıydı.

Yok, hayır, bilmem, yapamam kelimelerini cebinde taşımazdı.

Nereye gönderirsen, ‘gitmem’ demez.

Gider ama ne zaman döner bilinmezdi.

23’ün de, gençliğin baharında dönülmeze gitti Ahmedim.

 

***

İçeriye girdi,

‘Buyur otur’ dedim.

İşim başımdan aşkın ama geleni bekletmeyi sevmem.

Çalışmak istiyor.

Keçi sakalı, heyecanlı konuşması ve ellerini kollarını sürekli hareket ettirmesiyle, iş görüşmelerinde eksiden başlayan bir tip.

‘Tamam sen çıkabilirsin. Bizim kızlardan birisini gönder bana’ dedim.

Teşekkür etti, yanıma kadar gelip tokalaştı, mahcup bir şekilde gözlerime baktı.

‘Bu çocuktan gazeteci olmaz, gönderin gitsin’ dedim.

5 dakika geçmedi tekrar içeri girdi.

‘Para falan istemiyorum, Havadis’te çalışayım yeter. Ne olur göndermeyin beni’ dedi.

‘Ne olursa yaparım abi’ diyen tipler vardır ya, bizim Ahmet sadece demez, yapardı da.

Kıyamadım.

***

Gazetecilik hayatımda Ahmet’in kızdırdığı kadar beni hiç kimse kızdıramazdı.

Bir çok kez kovdum, sonra özür dilemelerine dayanamayıp tekrar işe aldım.

Elinde fotoğraf makinesi, dünyası yıkılmış gibi girdi içeriye.

‘Abi hiç sorma bugün ki basın toplantısında Ali Ercoşkun bizi rezil etti.’

Ağladı ağlayacak.

‘Hiçbir şey diyemedim, Havadis’i savunamadım. Özür dilerim abi’ dedi.

‘Hayırdır’ dedim.

“Basın toplantısının sonunda arabasından bizim gazeteyi aldırttı, elinde tutarak bütün basına gösterdi ve bizim kasıtlı haber yaptığımızı söyleyerek eleştirdi. Ben bir şey diyemedim.”

‘Fotoğrafı var mı’ dedim.

‘Evet var’ dedi yine mahcup bir şekilde.

Ercoşkun’un elinde Havadis gazetesi, güzelce tutmuş, yanında dönemin İl Başkanı Ömer Sayın gazeteye bakıyor.

Fotoğrafı koyup, ‘Ercoşkun’a Teşekkür Ediyoruz’ başlığıyla haberi yaptım.

Ercoşkun’un Havadis’i çok sevdiğini, yanında, arabasında taşıdığını, basın toplantılarında kameraya gösterip reklamımızı yaptığını. Gazetenin gönüllü tanıtım yüzü olduğunu’ yazarak habere yer verdim.

Sonra Ahmet’e haberi gösterip;

‘Aferin Ahmet, koca Milletvekilini gazetemizin reklamında oynatmışsın. Daha ne olsun’ dedim.

Gözlerinde ki üzüntü gitti. Dünyası yeniden yeşerdi.

***

Başkan Alaaddin Yılmaz’ı her eleştirdiğimizde, Ahmet’in eline gazeteyi tutuşturur;

‘Git Başkan’a sor bakalım, bu iddialar için ne diyor’ derdim.

Hiç düşünmeden çekinmeden giderdi.

Gazeteyi gösterir; ‘Bu iddialara ne diyorsun Başkan’ diye sorardı.

Ses kaydını bana getirir, ilk 1 dakika senin derdi.

Sorulan soru üzerine Başkan Yılmaz;

‘Senin o patronun var ya…’ diye başlayarak içini döktükten sonra,

Ne sormuştun bir daha sor? Sorusuyla Ahmet’e dönerdi.

Ahmet hiçbir şey yokmuş gibi soruyu tekrar sorardı.

Başkan Yılmaz’la işler git gide kızışıyor ama Ahmet hiçbir zaman gitmem demiyordu.

Bir gün yine Başkan Yılmaz’ın yanından gelmiş, gazetede bir köşede oturuyor.

Hayırdır Ahmet, Başkan Yılmaz bugün bana sövmedi mi? Ses kaydını getirmedin? Dedim.

Yok abi bugün sana bir şey demedi ama yanında kiler Havadis gazetesinden geldiğimi duyunca çok sert baktılar. Bunlar bir gün beni dövecek galiba abi…’

Omzuna usulca dokunup;

‘Senin kılına zarar gelsin, Bolu’yu başlarına yıkarım. Merak etme’ dedim.

Gözlerine can geldi, ayağa kalktı;

‘O zaman Belediyenin bu haftaki yolsuzluk haberini ben yapayım mı abi’ dedi.

***

Üniversiteyi kazanıp, Kırklareli’ne gitti.

Gazetede beni en çok kızdıran da, en çok sevdiğimde oydu.

Bir gün babası geldi.

‘Ahmet üniversiteye gitti çok değişti. Saçlarını sakallarını çok uzatmış. Bizi dinlemiyor. Seni çok sayar. Sen söylersen keser saçlarını sakallarını’ dedi.

Ahmet, hatırımı sormaya geldiğinde, kıyıp söyleyemedim.

Kırklareli’nde gazetede çalışıyormuş. Parası da iyi.

‘Ben senin yanındaki günleri çok özledim. Orada gazetecilik yapılmıyor. Gel de, hiç düşünmeden geleyim. Burada aç kalmaya razıyım. Çok aç kaldık. Zor günler geçirdik, öğleyin yiyecek yemek bulamadık ama hiç eğilmedik be abi. Orada bizi eğiyorlar, yüreğim acıyor…’ dedi.

Gel diyemedim.

***    

Bizim Ahmet farklı bir delikanlıydı.

Adam gibi haber yazmayı öğretemedim ama adam gibi düşünmeyi ve yaşamayı iyi öğrendi.

Sevdaları oldu, çocukça gözyaşları döktüğü.

Bir umutla, tatlı bir cümle, bir avuntu için derdini bana anlattığında;

‘’Yüreğin acısın, yüreğin yansın Ahmedim. Ağla, uykusuz kal sabahlara kadar. Böyle büyüyecek yüreğin, böyle öğreneceksin sevdaları, dünyayı…” derdim.

Bilseydim sevdaları öğrenecek ömrü olmayacağını,

Bilseydim 23’ünde aramızdan ayrılacağını,

Bilseydim, gençliğine doyamayacağını,

Hiç ağla der miydim!

Hiç git der miydim!

  

  

  



İsim Soyisim :
E-Mail :

Bu yorum : 14 gün önce yazıldı.
Yorum Sahibi : Serdar Bıltır

 
Allah rahmet eylesin, geride kalanlara sabır versin. Elmalık Köyü mutlaka incelenmeli, bu köyde erkek ölümlerinin neredeyse tamamı kalp krizinden. Yaşlılıktan ölen erkek neredeyse hiç yok...