Biz bu toprakları acılarıyla sevdik,
Sevdikçe acıdı yüreklerimiz,
Yüreklerimiz acıdıkça büyüdü sevgimiz,
Kız, sevdalısı oğlana;
’Biz evlenemeyiz, evlenirsek mutsuz oluruz’ diyor.
Aldığı cevap, bu toprakların cevabıdır;
’Varsın mutsuz olalım, mutlu olmamız şart mı?’
Biz mutluluğu şart koşmadan sevdik,
Vazgeçmek mi? Ne mümkün...
***
Karşı mahallenin en güzeliydi. Cinci Hocanın kız kardeşi.
Cinci Hoca muşmula suratlı bir adam.
Yüzünün güldüğünü gören yok.
Sokakta top oynarken Cinci Hoca geçse, olduğumuz yerde durur,
O gidene kadar ses çıkartamazdık.
Nasıl bir korku ki, çocuk yüreğimizi bu şekilde donduruyordu.
Cinci Hocanın kız kardeşi, bizim Ahmete kafayı takmış.
Ahmet, düzgün, sessiz, yakışıklı bir oğlan…
Kız gelip, gidip Ahmeti elliyormuş.
Ahmetin yüreğinde fırtınalar kopartan laflar ediyormuş.
Bir sabah olan olmuş,
Ahmet erkenden okul bahçesine gelmiş, kimsecikler yok.
Kız Ahmeti yalnız yakalayınca, olanlar oluyor.
Ahmet, olanları anlatırken heyecanlanıyor.
Cümleler boğazına kaçıyor, yutkunuyor,
Sonra tekrar nefes alıp anlatmaya başlıyor.
‘Ateşler içinde kaldım, beynimde bir uyuşma, yüzünü seçemiyorum. Bir şeyler söylüyor duymuyorum. Tek hatırladığım ciğerlerinden gelen kesik kesik bir ince ses…
Ahmet anlattıkça ben korkuyorum. Ayaklarımın bağı çözülüyor.
‘Ne yaptın Ahmet, korkmuyor musun? Ya Cinci Hoca duyarsa…
‘Ben korkuyorum dadedi. Ama o hiç korkmuyor. ‘Ağabeyin duyarsa beni vurur diyorum. ‘.iktiret o pezevengi diyor.
***
Aradan kaç yıl geçti hatırlamıyorum.
Faruk, Ahmetin çok değiştiğini, tarikat kurduğunu, Fatihte bir kitapçı işlettiğini söyledi.
Adresi aldım. Ertesi gün Fatihte ki o adrese gittim.
Elinde tesbihi, önce birkaç ayet okuyor, ardından yüksek sesle;
Esteğüzübillah deyip, açıklamaya başlıyor.
Söylediklerinin ayetlerle ilgisi yok ama kimseden ses çıkmıyor.
***
Ahmet beni görmemiş gibi davranıyor.
Kapıda ayakta durup, olanları seyrediyorum.
Köyde eski okulun bahçesinde top oynayan, o sessiz, dürüst yakışıklı Ahmeti düşünüyorum.
Şimdi karşımda öfkeden gözleri dönmüş bir adam.
Ahmet böyle bir öfkeye sahip olmak için ne yaşamış olabilir ki!
Muşmula suratlı Cinci Hoca geliyor aklıma.
Ahmeti bu hale sokmak için ne yapmış olabilirdi!
Farkında olmadan gülümsüyorum.
Ahmet sohbeti bırakıp bana dönüyor.
‘Hoş geldin Müslüman kardeşim. Bir şey mi söyleyecektin? Diyor.
Başımı hafifçe iki yana sallayarak, hayır, teşekkür ederim diyorum ve usulca dükkandan çıkıyorum.
Ahmetin Cinci Hocanın kız kardeşiyle yaşadıklarını anlatırken ki hali aklıma geliyor.
Ateşler içinde kalışı, ayaklarının yerden kesilmesi, beyninin uyuşması ve bizim heyecanla;
Başka, başka ne yaptınız, sana ne dedi diye sorduğumuzda ki,
‘Kesik kesik gelen bir sesle, bana ‘Adamım dedi deyişi…
O günden sonra Ahmetin adı ‘Adamım kalmıştı.
Biz ona ‘Adamım Ahmet dedikçe o sinirlenir.
‘Yapmayın lan .bneler der ardından söverdi.
***
Bugün beyinleri uyuşmuş, efsunlanmış insanların Ahmetin öfkeli cümleleri karşısında nasıl canavarlaştığına tanıklık oldum.
Ahmet böyle bir öfkeyi ve nefreti ne zaman biriktirdi.
Yaşadığım hayal kırıklığıyla usul adımlarla Aksaraya doğru yürüyorum.
Ahmetin öfkesi gözümün önünden gitmiyor.
Çocukken anlattıkları geliyor aklıma,
‘Önümde diz çöktü, ayaklarımın bağı çözüldü,
‘Adamım Ahmet, adamım Ahmet
Yaşı bir amca yanımda duruyor;
‘Buyur evladım bana mı bir şey dedin diyor.
Oralı olmuyorum;
‘Adamım Ahmet, adamım Ahmet
‘Bak evladım kendini iyi hissetmiyorsan şurada az ilerde Fatih Caminin altında bir cinci hoca var seni oraya götüreyim diyor.
Cinci Hocanın muşmula suratı geliyor aklıma,
Çocukluk korkularıma inat tüm cesareti toplayarak yaşlı amcanın gözlerine bakıyorum;
‘.iktiret o pezevengi…








