Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda milletvekilleri ile biraraya geldiği toplantıda "yeni bir düzenleme yapacağız. Büyükşehir olmak için aranan gerekli nüfus rakamı düşürülecek." demesinin ardından, konu şeytanlık olduğunda şeytana bile papucunu ters giydiren siyasetçilerimiz, Bolu ve İlçelerinde hemen bir ikametgah taşıma seferberliği ilan ettiler. Baktılar ki Bolu’nun nüfusu, Büyükşehir olabilmek için aşağı çekilen gerekli nüfusun altında kalıyor, ikametgahları dışarıda olan hemşehrilerimizin ikametgahlarını Bolu ve İlçelerine aldırarak eksik olan nüfusu tamamlamak istiyorlar. Yani taşıma su ile değirmen çevirmeye çalışıyorlar. Ancak tarih, taşıma su ile değirmen dönmeyeceğinin tecrübeleriyle dolu.
İl Merkezinde ve İlçelerde Belediye Başkanları, muhtarları toplamışlar dışarıda ikamet edenleri geri getirmenin yollarını konuşuyorlar. Bazı Belediye Başkanlarımız daha ileri bir hamle yapıp, Ankara ve İstanbul’da ikamet eden hemşehrilerinin ayağına giderek, normal zamanlarda kimsenin aklına gelmeyen, ne zaman bir menfaat varsa ve bu menfaat birliktelik gerektiriyorsa ilk akla gelen hemşehri dayanışmasını ya da milliyetçiliğini ortaya atıp, duygu sömürüsü ile işi halletmeye çalışıyorlar. Hele bir de Bolu’dan ayrılıp İl olan Düzce, Büyükşehir olur da Bolu hala küçükşehir olarak kalırsa o zaman vay halimize, vay bizim karizmamıza diyerek üç buçuk atıyorlar.
Toplantılarda vatandaş, Büyükşehir ne olacak diye sorduğunda, İller Bankası’ndan Belediyeler nüfusa göre daha fazla pay alacak şeklinde sığ bir açıklamadan öteye gidemiyorlar. Kafaları paradan başka birşeye çalışmıyor. Yani Büyükşehir olmanın para dışındaki faydalarından örneğin imar konusunda uygulama birliği sağlanması, hizmetlerde etkinlik ve verimlilik gibi faydalar akıllarına bile gelmiyor. Vatandaşın sırtından geçinmeye dayalı bir düzen inşa ettikleri için ve sırf bu düzenden dolayı köyleri ve ilçeleri boşalttıkları için, mevzu para olunca vatandaşlara çağrı yapıp ikametgahınızı taşıyın sırtınızdan para aksın diyorlar.
Hemşehrilerimize ikametgahlarınızı memleketinize taşıyın diye çağrı yapanlar, çağrı yaptıkları hemşehrilerinin kendilerinin kurdukları düzen yüzünden, iş ve aş bulma olanaklarını tıkadıkları için memleketi terk ettiklerini unutmasınlar. Siz görev yaparken, şimdi hatırladığınız hemşehri dayanışmasını vakti zamanında hatırlasaydınız, hak edene hak ettiği işi verseydiniz, ihaleleri yandaşlara dağıtarak beslemeler yetiştirmeyip hakkı olanlara verseydiniz, partinizin ilçe başkanları kayınpederini hademe olarak bir okula yerleştirmek yerine hakkı olan işe yerleşseydi, İŞKUR size oy garanti eden yandaşları işe alma vasıtası olmasaydı, hakkı olan her vatandaş eşit yararlanabilseydi, iş kuracakların önüne binbir türlü güçlükler çıkarmasaydınız, yeni iş aş olanakları oluştursaydınız, bugün ikamet taşıma seferberliği başlatmanıza gerek kalmazdı.
İşin aslı şu! Aslında Büyükşehir’e bağlı para meselesi olmasa sizin için hemşehrilerimizin ikametlerini taşıyıp taşımamaları pek önem taşımıyor. Siz ikametinizi taşıyın şu nüfus sınırını aşıp Büyükşehir olalım siz memlekette ister durun ister durmayın diyorsunuz. Aksini de iddia edemezsiniz çünkü kalıcı ikamet için, tersine göç için şartları değiştirmeniz gerekir. Şartları değiştirdiniz mi? İş ve aş olanaklarını arttırdınız mı?
Gelelim başlıktaki soruya. Büyükşehir olunca siz de büyüyecek misiniz? Bundan anlayış olarak iki farklı büyümeyi kast ediyorum. Hemşehrilerimiz ikametlerini taşıdılar ve Büyükşehir olduk diyelim, siz yine eski tas eski hamam, yandaş ve yalakaları beslemeye, artan gelirden hep kendinize akıtarak büyümeye mi devam edeceksiniz ya da eski hastalıklarınızdan arınıp, Büyükşehir olmanın verdiği sorumluluk ve ağırbaşlılıkla, devlet terbiyesi içerisinde büyüklük gösterip herkese sevgi ve şefkatle, adaletli davranabilecek misiniz? Şehirler büyürken kafalar küçük kalır ve göbekler kafadan bir adım önde giderse, Büyükşehir olmanın ne bir anlamı ne de bir faydası kalır.








