Siyasetçilerle gazetecileri bir birine bağlayan bir çok ortak nokta vardır.
Günümüz siyasetçi-gazeteci ilişkileri meslek ahlakı dışına çıkmış durumdadır.
Kimin kimi kullandığını veya satın aldığını çözmek meziyet ister.
Hani hep merak edilir ya?
Gazeteciden siyasetçiye dost olur mu? diye.
Bu soru polisler veya yargı mensupları içinde sorulur.
Cevap açıktır aslında;
Dostluk meslekle alakalı değildir, adamlıkla alakadır.
Adam olan hangi meslekten olursa olsun dost edinilir.
Geçelim.
***
Milletvekili Fehmi Küpçü’ye son dönemlerde yaptığımız haberlerden sonra bazı kesimler avuçlarını ovalamaya başlamış.
Durumu farklı bir boyuta getirmek isteyenlere söyleyeceğim şudur;
‘Fehmi Bey’le aramın hoş olup olmaması kimseyi ilgilendirmez. Hoş olayım olmayayım Küpçü benim kimin ne’
Küpçü’ye karşı yaptığımız eleştiriler gazeteciliğimizin gereğidir.
Zaman zaman abarttığımızda olmuştur.
Lakin abartma gazeteciliğin özünde vardır.
Küpçü’yle gazeteci ve siyasetçi olarak düzgün bir ilişkimiz vardır.
Çok sık bir araya gelmeyiz.
Bugüne kadar birkaç kez gazetemize gelmiştir.
Yani birkaç kez çay ısmarlamışlığımız vardır.
Bunun dışında da fiziki (filiilen) bir bağımız yoktur.
Sıkça telefon görüşmelerimiz olmuştur.
Gece geç saatlerde dakikalarca yapılan görüşmeler, telefon sohbetleri aramızdaki ilişkinin tek bağıdır.
Hatta bir seferinde görüşme saatlerce uzayınca; ‘Bakın Vekil Bey, sen belki bu görüşmeyi yengeye anlatabilirsin, alışmıştır sana ama beni nazlı yârim ararsa gecenin bu saatinde saatlerce seninle görüştüğüme nasıl inandıracağım?’ deyip kuşkularımı dile getirmiştim.
Ondan sonra ikimizde daha dikkatli olduk.
Her zaman söylerim; ‘Fehmi Küpçü’de şeytan tüyü vardır. Kemiği seviliyor anderin’ diye.
Ki gerçekten öyledir.
Bende severim, başkasına söz ettirmem. Eleştireceksem ben eleştiririm.
Kişisel kırgınlığım var mıdır?
Vardır.
15 Temmuz sonrası çok rica ettim.
Büyük haksızlıklar oluyor. İnsanlar suçsuz yere ihraç ediliyor. Ekmeğinden oluyor. (Mustafa Kızılkaya dönemi kastediyorum) Emniyet ve yargı bu işi yüzüne gözüne bulaştırdı. Gel oturup bi konuşalım’ dedikçe benden kaçtı.
Sorumluluk almadı, alamadı.
Bizde Küpçü’den böyle işlerin istenmeyeceğini öğrendik.
Allah göstermesin ama bir hastamız Ankara’da hastanede zor durumda kalırsa ararız artık.
Onda da danışman sağolsun!
***
Velhasıl eleştirmek istesek, Küpçü’de de diğerlerine de eleştirecek çok neden buluruz.
Ama bizimde doğru düzgün gazetecilik yaptığımız söylenemez.
Çok açık yazıyorum;
Biz adam gibi gazetecilik yapalım, adam gibi eleştirelim.
Bolu’da hiç bir siyasetçi veya bürokrat caddede insanların yüzüne bakamaz.
Fakat gazeteciliğin geldiği durum ortadadır.
Artık gazeteler ve kalemler sadece kiralanmıyor satın alınıyor.
Muharrem Demirel Hocam edebiyattan uzak köşe yazıları yazdığım zaman kızıyor bana.
Senin yazılarını okurken, düşünmek, gülmek bazen de üzülmek istiyorum. Öyle düz yazılar yazma diyor.
Onun hatırını kırmayalım böyle sıradan bir yazıyı bir hikaye ile tamamlayalım.
Meslektaşlarımıza da meramımızı anlatmış oluruz.
***
Eski Kanloroz yeni adı Selimiye Köyünde çok sevdiğim bir arkadaşım vardı.
Selimiyespor’da birlikte top oynardık. Çok düzgün, tam bir köylü saflığında temizliğinde bir delikanlıydı.
Bu bir gün Ankara’ya akrabalarının yanına gitmiş.
Ankara’da ki akrabası bizimkini alıp geneleve götürmüş.
Bizim ki eline kadın eli değmemiş bir delikanlı.
Fahişenin birini beğenir, parasını öder;
Fahişe; ‘Beş numaraya çık hazırlan ben geliyorum’ der.
Bizim ki acemi zampara, odaya gider üzerinde ne var ne yok çorapları da dahil çıkartır.
Fahişe odaya gelip bizimkinin durumunu görünce;
‘Hayırdır oğlum, çorapları da çıkarmışsın, yatıya mı geldin’ der.
***
Şimdi benim de meslektaşlarıma söyleyeceğim budur.
Siyasilerle aranızda olan ilişkiye diyeceğim yoktur ama
En azından gazetecilik ahlakı adına;
‘Çoraplarını çıkartmaya müsaade etmeyin, yatıya kalmasınlar’








