Büyük modern bir şehir değildi aslında özlediğim,
Gökdelenler arasında kalmış küçük bir ağaç gölgesi...
Sessizliğimi bozsam,
Belediyenin lağım boruları patlayacak şehrin dörtbir yanında...
Karanlık;
Ağır ağır çıkıyorum Yukarı Çarşı’nın tarihi merdivenlerini...
Ah içimin sıkıntısı...
Hava böyle puslu olunca hayallerimi,
Şehirlerarası otobüslerin hüzünlü ve hasret kokan koltuklarında bırakıyorum...
***
Nakışlı mendilimi gardropta ütülü gömleğimin cebimde sakladım.
Zaman zaman çıkartıp bakıyorum,
Hala tertemiz...
Büyümek birazda şehri sırtında taşımaksa,
Büyümeyelim o hal,
Caddeler taşısın çelimsiz bedenimizi sırtında...
***
Koy verip gitmeli bu şehri, sessiz bir akşamüstü...
Tüyü bitmemiş cümlelerimi Kadı Caminin avlusuna bırakarak...
***
Büyük badireler atlattık.
Fırtınalarla, boranlarla boğuştuk.
Şöyle;
Ankaradan, Karsa uzanan topraklarıma bir bakın.
Bu topraklar hüzün topraklarıdır.
Veyselin toprakları…
***
Yarın ki konuşmalarımız için bugün susuyoruz.
Gayri, dünün yorgunluğu bedenlerimizde,
Kırgınlığı yüreklerimizde…
***
Güveneceğimiz insanlar arıyoruz.
Siyaseti, Yargısı, Emniyeti…
Hani korkmuyor değilim.
Selam verdiğim biri tecavüzden yakalanırsa;
‘Mehmet suç aletini üzerinde taşıyorsun deyip
Örgüte sokacaklar diye…








