Kaç yıl geçti hatırlamıyorum.
Dirseğinden yırtılmış kazağım gözükmesin diye;
Gece boyu ateşler içerisinde kalmış, ceketimi çıkartmamıştım.
Oysa annem ne çok tembihlemişti;
’bu yırtık kollu kazağı giyme’ diye!
Lakin baklava dilimli desenlerine yarin kokusu sinmişti bir kere,
Çıkartamadım...
Şimdi her misafirliğe gittiğimde ceketimi çıkartırken,
Yüreğimin heyecanıyla giydiğim kazağın dirseğine bakıyorum.
O gece bedenimi ateşler içerisine bırakan yırtık kollu kazağımın sıcaklığı hala gitmedi.
Yıllar geçti cümlelerimi;
Onun sıcaklığıyla ısıtıyorum...
***
Oysa birlikte rahleye diz çöküp gözyaşı dökmüştük,
İnancımız, umutlarımız, sefaletimiz en büyük mücevherimizdi,
Bilemediler…
O inanç, o sefalet gitti,
Lüks araçlarla, yalılarla büyülenmiş bir beyin,
Sevgilisinin Ak gerdanında sabah namazı kılan bir zihniyet çıktı ortaya.
Aman kıbleye dikkat!
Öyle ya ayaklar kıbleye uzatılmasın.
Çok günah!!!
***
Çok bekledik ama gelmedi,
Hastaneye imam geldi,
Turizme baytar geldi,
Milli Eğitime FETÖ geldi,
Ormana bir ayı geldi,
Şenlik oldu;
Fehmi geldi, Ali geldi,
Yıllar geçti;
Derdimize derman gelmedi…
***
Dilime ansızın bir türkü takıldı;
‘Sen bu yaylalari yaylayamasun gülüm, yaylayamasun,
Derindur gölleri boylayamasun…
Ne güzel türküdür,
Cemile Cevherin ruhuna rahmet olsun.
15 Temmuz gecesi ölçümüdür?
Ölçüdür.
Tabi öncesi de var, sonrası da…
Dilimize tüy bitti;
‘O gece korkusundan saklanacak yer arayanlarla bu mücadele olmaz!
Gönderilen Armağanlar başım gözüm üstüne,
Bilirim ki Yaman yiğitlerde vardır.
Lakin suyu baştan temizlemek elzemdir artık;
Neyse doyamadım bi türkü daha;
“Açildum açildum gülüm, açilamadum,
Terazim ufağidi tartilamadum,
O anderun uşağıyla Baruşamadım…
Rina rina nay, rina rina nay,
Rina rina rinanay da, rina rina nay…








