Savaşlar, darbeler, kavgalar biri bitti, biri başladı.
Bolu beton yığını olup taştı.
Sahi söyleyin bu ülkenin yükünü kim çekiyor?
Patatesini, buğdayını, ürününü 3-30 kuruşa satamayan çiftçilerimiz mi?
Gecesini gündüze katıp, ihale peşinde, rant peşinde koşan, ipi dağın ardında ibiş siyasetçiler mi?
Biz yazmaktan yorulduk ama onlar ranttan bıkmadılar…
***
Bazı dostlarımız korktuğumuzu düşünüyorlar.
Artık eskisi gibi yazmıyorsun diye sitem ediyorlar.
Evet, kısmen haklılar;
Çok açık belirttik, bu düzen değişene kadar FETÖ ile ilgili tek kelime yazmayacağım.
Dönemin Emniyet Müdürü Mustafa Kızılkaya’nın ve dönemin istihbaratının ve terör şubesinin hazırladığı fezlekelerle açılanan davaların nesini yazayım!
Bolu’nun ne halde olduğunu merak edenler varsa,
Açsın eski yazılarımızı okusunlar.
Aynı cümleleri tekrarlamanın ne anlamı var.
Açıp açıp okuyun işte.
Bu siyasi zihniyetle daha fazlasını mı bekliyorsunuz!
Saf olmayın Allah aşkına…
***
Birçoğuyla 20 yıldır görüşmemiştik.
Yüzlerine bakarak tanıma ihtimalimiz yoktu.
O tüm okulun peşinden koştuğu güzel kız, Ayşem;
Evrim geçirmiş gibi, koca memeli, iri kalçalı bir kadın olmuş.
20 yıl sonrasını görebilseydim, o şiirleri yine yazar mıydım?
***
Ahmet’le kapıda sohbet ediyoruz.
‘Oğlum, bunların hepsi sırtını partiye dayamış parayı bulmuş’ dedi.
***
Ahmet’in yüzü düştü;
‘Oğlum gidelim biz. Bunların yanında ne işimiz var!’ dedi.
Kulağına eğilip;
‘Üzülme kardeş, onların parası var ama kadın nasıl sevilir bilmezler.
Bizim gibi sevemezler’ dedim.
Başını çevirdi,
O 20 yıl önceki gözlerle gülümseyerek bana bakıyordu…
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN GAZETENİZİ ALMAYI UNUTMAYINIZ!








