Yürekli,
Cesur,
Kahraman (!)
Bu üç kelime hainlerin elindeki üç silahtır. Bu üç silah, henüz delikanlı çağındaki gençlerimizin bütün dünyasını alt üst eder.
Gençlerimizin bu özel hususiyetlerini bilen insan mühendisleri, bu sihirli kavramların gücünü kullanarak gençlerimizi saflarına katarlar. Yürekli, Cesur, Kahraman kavramları bir zaman sonra masum anlamlarını terk ederek gençlerimizin literatüründe itiraz, isyan ve öfke ye dönüşür. Artık kahramanlar, öfkenin geliştirdiği saldırma temayülüne uygun olarak isyan etmeye başlamıştır.
Kimseyi dinlemezler. En masum isteklerinde bile alınganlık hissedersiniz. Sözlerinde öfkenin izlerini görmek mümkündür.
Doğruya yanlışa bakmazlar. İyi kötü dinlemezler. Tavsiye ve telkine gelemezler. Onlar, kurgulandıkları gibi giderler.
Hiç pişmanlık duymuyor… Demek ki işlediklerini masum bir talebin yerine getirilmesi gibi görüyor. Hiç pişmanlık duymuyor; demek ki yaptıklarına cinayet gözü ile bakmıyorlar. Onun Toplumsal sözleşmesinde bunun adına cinayet denmemiş. Ölmüş ya da ölmemiş. Yaşamış veya yaşamamış, var veya yok… Onların kan dolu gözlerinde onlar isimsizdir…
Onlar için çalışmak, çabalamak, insanlara katma değer sunacak işler heyecan verici değildir. Adam bıçaklamak, yolkesmek, insanları korkutmak daha heyecanlı görülmektedir.
Öyle kin dolu ifadelerle büyüdüler ki, onlardan başka herkes, haksız olarak algılandı. Öyle nefretle yetiştiler ki herkes onların hakkını yiyormuş gibi bildiler.
Kente geldiler… Sahipsiz ve kimsesizdiler. Kendilerini önemli görüyor ama kimse ciddiye almıyordu. Kendine göre çok iyi niyetliydi. O bütün iyi niyetine rağmen bir türlü toplumun içine giremiyordu.
Herkesin büyük felaket diye gördüğü çetelerin içinde buldu kendini. Artık bir gurubun üyesi, önemli işlerin adamıydı. Felaket olarak görülen şey, adrenali yüksek bir eğlence gibi olmuştu. Ruhunun derinliklerinde saklı vicdanla yaptığı savaşı kazanmıştı.
O önemli biriydi.
Elinde silah vardı ve bir filmin süper kahramanı kadar önemliydi. Bu hayata gelmiş, yoksulluk ve sefaletin kıskacında yaşamış, sonradan görme zengin çocuklarının şımarık davranışları karşısında hep ezilmişti. Artık kendini haklı gösterecek birçok şeyi görmüştü. Dünün çıplak adamları bir yerleri kullanarak zengin ve söz sahibi olmuşlardı. Bu duruma meydan okuması sebeplerden biriydi. Dün güçsüzdü. Ama şimdi güç ondaydı. Elindeki yüksek kapasiteli silah, ona başka bir statü sağlıyordu. O, kızgın olduğu bu hayata bir iz bırakmak istiyordu. Bunun için ilk kapı, şiddet kapısıydı. Adımlarını o kapıya doğru atmaya başladı.
Kentin değişik yerlerinde onların seslerini duyarsınız; en çok bağıran, etrafa korku salan, kadına kıza kaba sözler sarf eden onlardı. Sıradan bir otobüs kuyruğunda beklerken dahi, bir başkasının önüne geçmek, yer kapmak onun cesaretini (!) gösterir. Yanlışlıkla ayağına bassanız, yürekli (!) bir çıkışa muhatap olursunuz.
Bu aziz milletin, doğusu batısı bir bütünken, doğudan bir ilin adını vererek konuşsanız, hemen alınganlık içine girer ve kahraman (!) yüzünü gösterir. Devletin adı TC, kahraman Mehmetçik ise eskerdi.
Devlet soyulması gereken kaz gibiydi.
Onlara hizmet için giden memurlar TC’nin paralı eskerleriydi. Sokaklarda Molotof la gezmek, arabaları kundaklamak kahramanların (!) gövde gösterisiydi. Dün taş atan masum kandırılmış çocuklardı, bugün ise dava adamı, inanmış militanlardı. Devlet yatırım yapar, yapmadın derler. Okul yapar, yakarak karşılık verirler. Kastamonu da yol yok, Kıbrısçık ta fakir çok, Manisa da öküzle çift sürülür. Toroslarda fukaralık diz boyu, Muğla’da deniz görmemiş köylüler varken, onlar en lüks arabaya biner, en muhteşem semtlere binalar diker, en pahalı telefonu kullanırlar. Vergi vermemek için olmadık yollar denerler. Her şeye rağmen bu aziz devlet, bütün imkânları seferber eder, kol kanat gerer ama yine de “cık” derler. Çünkü zorbalık ruhuna işlemiştir.
Çünkü zorba, adaleti yük görür.
Eh… Şimdi şapkayı koyup düşünme zamanıdır!..








